Trabzon Ayasofya
* 1238 – 1263 yıllarında günümüzden yaklaşık 750-800 yıl önce yaptırılan bina Trabzon’un fethinden sonra camiye çevrilir. Camiye çevriliş tarihi biraz tartışmalı.
* Bina önündeki tanıtım yazısında 1461 yılında fetihten hemen sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından camiye çevrildiği ve Fatih Sultan Mehmet adına bir vakfiye kurulduğu yazar. Vakfiye Fatih zamanında mı, yoksa daha sonra mı kuruldu onu bilmiyorum.
* Fatih döneminde camiye çevrilmesi konusunda teknik bir tartışma açılabilir: Selçuklu ve Osmanlı fetih geleneğinde fethedilen şehrin en büyük ibadethanesi camiye çevrilir, diğerlerine dokunulmaz.
* Fetih esnasında şehrin en büyük ibadethanesi o zamanki adı ile Panaghia Chrysokephalos; bugünkü adıyla Ortahisar Fatih camisidir.
* Evliya Çelebi’ye göre Ayasofya’nın camiye çevriliş tarihi 1583 yılında olur.
* Osmanlı tarihçisi Josef von Hammer bu tarihi 1544-1545 yılları olarak belirtir.
* Ayasofya 1964 yılında müzeye çevrilir. 2013 yılından itibaren tekrar cami olarak hizmet vermeye başlar.
Şimdi Ayasofya binasını biraz detaylı tanımaya çalışalım.
* Ayasofya Trabzon şehir merkezinin yaklaşık üç kilometre batısında, Giresun ve Samsun yönüne giden eski sahil yolunun üzerinde kayalıklar üzerine kurulmuştur.
* Ayasofya yapıldığı dönemlerde deniz binanın bulunduğu kayalıkların dibine kadar gelir. Şu anda denizden yaklaşık 500 metre uzaklaşmıştır, çünkü zamanla yönetimler tarafından deniz doldurulmuş.
* Eski manastır yapısını uzaktan bile, özellikle dikkat çekici çan kulesinden ve kendisine özgü kubbesinden tanımak mümkündür.
* Bugün Trabzon Ayasofyası olarak gördüğümüz yapı, aslında bir Bizans manastır kompleksinin parçasıydı.
* Binaya büyük bir manevi anlam yüklemek için Ayasofya ismi verilir. Kelime Anlamı “İlahi Bilgelik” veya “İlahi Bilgelikle donatılmış olan olarak da anlayabiliriz”. Bu ilahi bilgelikteki saklı olan anlam: Tanrının yaratılışı kuşatması, dünyaya düzen vermesi ve hükümdarlara da saygınlık, güç ve erdem kazandırması olarak açıklanır.
* Daha önceleri burada bir tapınak vardır. Tapınak yerine muhtemelen 5. Veya 6. yüzyılda bir kilise yaptırılır.
* Zamanla yıpranmış, eskimiş olan bu eski kilisenin yerine Komnenoslar döneminde bugünkü gördüğümüz yapı ve etrafında da manastır binaları yaptırılır.
* Kilise ve Manastır 1238-1263 yılları arasında hüküm süren I. Manuel Komnenos tarafından muhtemelen 1250-1260 yılları arasında yaptırılır.
* Kendine özgü mimarisi ile Ayasofya geç Bizans mimarisinin özel örnekleri arasında sayılır.
* Binanın batı kısmında ana giriş kapısı, kuzey ve güney kısımlarında da birer yan giriş kapısı vardır.
* Batıdaki ana giriş kapısı önündeki nartekse, güneydeki ve kuzeydeki giriş kapılarına birer revaktan geçilerek ulaşılır.
* Şu anda güney revak kapatılmış, camiye dahil edilmiştir.
Narteks,eski kiliselerde ana ibadet mekânına geçmeden önce girilen kapalı giriş bölümüdür. Bunu, ziyaretçiyi dış dünyanın kalabalığından alıp yapının kutsal atmosferine hazırlayan bir ön mekan gibi düşünebiliriz.
Revak, yapının önünde ya da yanında uzanan, sütunlar ve kemerlerle taşınan yarı açık geçiş bölümüdür. Bir bakıma ziyaretçiyi yapıya hazırlayan gölgeli bir geçiş alanı gibidir.
* Ayasofya kare planlı bir haç-kubbe kilisesi olarak tasarlanmıştır. Binaya baktığımızda tam orta yerde kubbeli ana mekanı görürüz.
Mimari yapısı hakkındaki anlatıma daha sonra bina içerisinde devam edeceğiz.
Şimdi binayı kabartmaları ve freskleri ile biraz daha yakından tanıyalım.
Güney Revak kabartmaları:
* Güney revak, kilisenin esas gösterişli cephesini oluşturur. Bu cephenin özellikle zengin süslemeleriyle öne çıkarıldığını görüyoruz. 1880 yılında bu revakın açıklıkları kapatılmış ve iki sütunun arasına bir mihrap nişi eklenmiştir. Aynı dönemde iç portal duvarı da yıkılarak yapı cami kullanımına uygun biçimde genişletilmiştir. Daha sonraki restorasyonlarda bu müdahaleler geri alınmış, böylece yapının özgün mimari etkisi yeniden daha iyi anlaşılır hale getirilmiştir.
* 2013 yılında Ayasofya’nın tekrar camiye çevirilmesinden sonra güney revak yapı özelliğini bozmayacak şekilde yeniden kapatılmış çok zarif bir mihrap ve minber yerleştirilmiştir. 
* Güney revak girişinin üzerinde geniş bir kemer uzanır. Bunun altında tympanon, yani portalın üzerindeki kemer aynası yer alır; onun altında ise üçlü bir kemer düzeni bulunur. Bu revaktaki kabartmalar son derece zengindir. Büyük kemeri çevreleyen bir friz, kemerin tepe noktasında tek başlı Bizans-Komnenos kartalı ve orta doğu apsiste buna karşılık gelen bir kartal kabartması görülür. Genesis frizi denilen bölümün sağ üst tarafında kartala benzeyen başka bir kuş daha vardır.
* Genesis kabartmalarının altında, üçlü geçidin üzerindeki kemer köşeliklerinde solda yay ve ok taşıyan bir kentaur betimlenmiştir. Kentaur, sağ taraftaki kanatlı bir fantastik yaratığa nişan almaktadır.
* Şimdi “eski Yunan mitolojisindeki kentaurun kilise duvarında ne işi var” diye sorabiliriz.
* Önce ilk kez duyan ziyaretçiler için “kentaur” açıklamasını kısaca aktaralım.
Kentaur (Sentor), antik mitolojide belden yukarısı insan, belden aşağısı ise at şeklinde olan efsanevi bir yaratıktır. Hem insanın aklını ve zekasını hem de atın gücünü ve doğasını tek bir gövdede birleştirir.” “Harry Potter gibi fantastik filmlerden hatırlayabileceğiniz, gövdesi at, üstü insan olan okçu karakterlerin sanat tarihindeki asıl adı Kentaur’dur.”
* Peki kentarun kilise duvarında ne işi var. Tüm dinlerde pek çok eski gelenek ve mitoloji dini kimliğe bürünüverir. Bunun örneklerini tur esnasında anlatırız.
* Burada da öyle olmuş. Kentaur burada “iyilik ve kötülük / günah ve erdem mücadelesi” olarak ortaya çıkar. Orta Çağ Hristiyan sanatında (özellikle Bizans ve Romanesk geleneklerinde) antik mitolojik yaratıklar genellikle simgesel anlamlar kazanmıştır. Kentaur, insan bedenindeki hayvani dürtüleri ve vahşiliği temsil ederken; okuyla avlandığı fantastik yaratıkla (veya kötülükle) mücadelesi, ruhun içsel savaşı ya da günah ile erdem arasındaki çatışmayı sembolize eder.
* Sanatçı/Mimar burada mitolojik figürleri tamamen reddetmek yerine Hristiyan ikonografisine uyarlayıp teolojik bir anlam yükleyerek mimariye dahil etmiştir.
* Yapının özgün süslemesine ait olan Genesis frizi, Bizans sanat çevresinde oldukça nadir bir örnektir. Burada ilginç olan, yalnızca dünyanın yaratılışının anlatılmamasıdır. Daha çok insanın cennetteki hayatının dramatik akışı ön plana çıkar: ayartılma, günaha düşüş, cennetten kovuluş ve kurtuluşa duyulan ihtiyaç.
* Frizin sağ kısmındaki yazıt, giriş olarak yaratılış anlatısından bir alıntı yapar (Genesis 2,8): “Tanrı Eden’de bir bahçe dikti […] ve biçim verdiği insanı oraya yerleştirdi.”
* Anlatı en sağda, Havva’nın Âdem’in yanından yaratılmasıyla başlar.
Ardından Havva’nın yılan tarafından ayartılışı gelir: yılan ağaca dolanmıştır ve Havva sol eliyle meyveye uzanır.
* Sonraki kabartma levhalarında Havva meyveyi Âdem’e verir. Cennet ağaçları kabartmaların sağ kısmını tamamlar.
* Güneş saatinin solunda yeniden bir cennet ağacı görülür. Bundan sonra cennet kapısının önünde bekçi olarak duran bir melek vardır; kapı görkemli bir mimari biçiminde tasarlanmıştır.
* Bu melek Cennetin kapısını bekler. Elinde ateşten kılıcı vardır. Hıristiyan inancında incil ve tevrat kaynaklı anlatımlarda bu melek Mikail’dir. Mikail Hıristiyanlıkta Tanrının adaletini sağlar, cennet ordularını komuta eder. Elinde kılıç ile betimlenir.
* Hıristiyan menkıbelerinde ise Cennetin bekçiliğini yapan Uriel diye bir melek vardır. Ademi Cennetten dışarı çıkaran kitabi anlatımda Mikail’dir. Ama menkıbevi (apokryf) anlatımlarda ise Uriel’dir. (Yine burada ilginç bir ayrıntı var. Birkaç cümle ile ifade edilemeyeceği için tur esnasında anlatılır)
* Adem ve Havva cennetten kovulur. Adem artık toprağı işlemeye başlamıştır.
* Bir başka sahnede Adem ve Havva yas tutar biçimde gösterilir. Daha sonra Kabil’in Habil’i öldürmesi sahnesini görürüz.
* Günaha düşüş sahnesinde özellikle dikkat çeken nokta şudur: Adem ve Havva cennette giyinik olarak, kovuluştan sonra ise çıplak olarak gösterilmiştir. Böylece günaha düşüş, utanç ve alçalma anı olarak çok çarpıcı biçimde vurgulanır.
* Bu konunun işleniş biçimini Sümela Manastırı fresklerinde buranın tam tersini göreceğiz. Orada Adem ve Havvanın Cennette çıplak, kovulduktan sonra giyinik olduğunu göreceğiz.
Şimdi de yapının batı kısmına geçelim.
Bundan sonra çoğunlukla freskler ile ilgileneceğiz.
Ayasofya’nın freskleri büyük ölçüde 13. yüzyılın ortalarında yapılmıştır. Daha sonraki eklemeler ya da üst boyamalar yalnızca sınırlı ölçüde tespit edilebilmektedir.
RESİMLERİ AŞAĞIYA YERLEŞTİRİYORUM. DETAYLI AÇIKLAMALARI DAHA SONRA RESİMLERİN ALTINA YAPACAĞIM…
* Eski ana giriş kapısı olan batı kısmına geldiğimizde nartekse girmeden önce ön revak kısmında kıyamet sahnesini görürüz.

Trabzon Ayasofya batı narteks önündeki revaktaki kıyamet sahnesinden iyi seçilebilen dört resim hazırladım.
* Bizans kiliselerinde “Kıyamet Sahnesi (Son Yargı)” geleneksel olarak kilisenin batı tarafında, yani çıkış/giriş bölümünde yer alır.
* Amaç, kiliseye gelen ve kiliseden çıkan inananlara dünyevi hayatın sonunu, adil yargılanmayı ve ruhun ebedi kaderini hatırlatmaktır.
* Ayasofya’nın batı revak/portik alanı, yapının kilise iken en etkileyici ve teolojik açıdan en derin fresk kompozisyonlarından birine ev sahipliği yapıyordu: Son Yargı (Kıyamet / Parousia) sahnesi.
* Bizans mimarisine ve sanatına baktığımızda, “kıyamet sahneleri” tesadüfi yerlere çizilmez. İbadethaneden çıkan veya içeriye adım atan insanlara dünyevi hayatın geçiciliğini ve ebedi adaleti hatırlatmak amacıyla genellikle yapının batı cephesine yerleştirilir.
Yukarıdaki resimde üstteki iki sahneye dikkat edelim.
* Revak/portik girişinde başımızı yukarı kaldırırsak çoğunlukla dökülmüş, kısmen görünebilir durumda göksel orduları görürüz. Tasvirlerin kaynağı İncilde Yuhanna’nın görümleri olan”Vahiy”bölümüne dayanır.
* Yukarıdaki resimde de dikkat ettiğiniz gibi birbirinin arkasında katmanlar halinde dizilmiş Göksel Melekler Ordusu (Synaxis) betimlemesinde yüzlere dikkatli bakarsanız son derece pürüzsüz, lekesiz, zarif ve adeta kadınsı hatlara sahip olduklarını fark edeceksiniz. Hristiyan ilahiyatında melekler bedensiz ve ruhani varlıklar oldukları için cinsiyetsizdirler. Sanatçı, onların cennete ait saf masumiyetini ve ölümsüz gençliğini vurgulamak için bu derece idealize edilmiş, sakalsız ve narin yüz hatları tercih etmiştir. * Yüzlerin hemen arkasında yükselen bordo ve koyu mavi kavisler ise onların göksel kanatlarıdır. Bu melekler, kıyamet gününde sur üfleyerek tüm ruhları hesap vermeye çağırırlar.
* Deesis (Şefaat, yakarış) Sahnesinde tahtta oduran İsa ve Meryem figürleri eksik (resimde kapı üstü hoparlör ve küçük Pencere Çevresi)
* Gözlerimizi kapının üzerindeki duvara çevirdiğimizde, ne yazık ki sonradan havalandırma amacıyla açılan ortadaki küçük pencere sebebiyle fresklerin bir kısmının kaybolduğunu görüyoruz. Ancak Bizans resim sanatının değişmez kuralları (ikonografik kanon) sayesinde kayıp parçaları bir bulmaca gibi tamamlayabiliyoruz.
* Sahnemizin tam merkezinde -yani şu an pencerenin olduğu yerde- tahtında oturan Yargıç İsa Mesih bulunmaktaydı.
* Pencerenin hemen sağında; ellerini İsa’ya doğru açmış, insanlığın bağışlanması için yalvaran Vaftizci Yahya ve onun yanında ruhlara şahitlik eden bir Koruyucu Melek yer alıyor.
* İkonografik simetri gereği, pencerenin bulunduğu yerde İsa ve pencerenin solundaki dökülmüş/tahrip olmuş alanda ise İsa’nın sağ kol tarafında (bizim bakış istikametimize göre sol tarafta) insanlık için şefaat dileyen Meryem Ana bulunuyordu.
Sanat tarihinde bu üçlüye ‘Deesis’ (Yakarış/Şefaat) adı verilir; yani Meryem ve Yahya’nın, İsa’dan insanoğlunu bağışlamasını dilemesidir.
* Kapı kemerinin tam üstüne, ahşap kaplı kısmın hemen üzerindeki alana bakarsanız burada yere doğru eğilmiş, adeta sürünürcesine bağışlanma dileyen iki figür ve önlerinde bir sandık/sehpa kalıntısı görüyoruz.
* Bu sakallı erkek ve yanındaki kadın figürü, insanlığın ilk ataları olan Adem ile Havva’dır.
* Önlerinde duran sandık görünümündeki nesne ise Kıyamet gününde Mesih’in yargılama için oturacağı ‘Hetoimasia’ (Hazırlanan Boş Taht)’tır.
* Adem ile Havva, işledikleri ilk günah ve tüm soydaşlarının günahları için bu tahtın önünde diz çökmüş, Tanrı’nın sonsuz merhametine sığınmaktadırlar.
* Özetle girişteki, revaktaki resimler kıyamet gününden, her şeyin hesabının olacağı bir mahkeme gününden, meleklerin ihtişamından havarilerin ve azizlerin tanıklığına, Meryem ve Yahya’nın şefaatinden Adem ile Havva’nın yakarışına kadar pek çok dini sahneyi konu alır.
* İbadete gelenler kıyametin kendilerini beklediği düşüncesi ile ibadethaneye girerler, ibadetten sonra da kıyametin kendilerini beklediği düşüncesini unutmamaları gerektiği fikrini zihinlerinde taşırlar…
* Kıyamet kavramı İslam dininde Hristiyanlık ile benzerlikler ve farklılıklar içerir. Onu da kısaca bahsedelim.
* Hristiyanlıkta kıyamet: İnsanlar dünyada yaptıklarının hesabını ahirette verecektir. İnsanın yaptığı, yaşadığı her şey melekler tarafından not edilir. Kıyamet gününün hakimi İsa’dır. İnsanları isa yargılayacaktır.
* İslam dininde kıyamet: İnsanlar dünyadaki yaşantılarının her anının hesabını ahirette verecektir. İyilikleri mükafatlanacak, kötülükleri cezalandırılacaktır. Kıyamet gününün hakimi Allah’tır.
* Hristiyanlıkta Adem ve Havva ilk günahı taşırlar.
* İslamda Adem ve Havva günahkar değildirler.
* Hristiyanlıkta “asli günah” vardır.
* İslamda “asli günah yoktur”
* Asli günah nedir: Adem ile Havva’nın cennette Tanrı’nın emrine karşı gelerek yasak meyveyi yedikleri için günahkar olmuşlardır. Bu günah genetik olarak tüm insanlara geçmiştir. İsa çarmıha gerilerek bu ilk günahın bedelini ödemiştir. İsa’nın geçmiş ve gelecek günahların bedelini çarmıhta ödediğine inanırlar.
* İslamda asli günah yoktur. Ayrıca günahlar genetik olarak gelecek nesillere geçmez. İnsanlar kendi işledikleri günahların hesabını kıyamet günü verirler.
——————————————
Şimdi de narteks kısmındaki resimlerden bir kısmını tanımaya çalışalım. 
* Revak bölümünden Narteks bölümüne geçince karşıdan bina ana mekan giriş kapısının üst kısmında müjdeleme sahnesini ve kapının sağında İsa, solunda ise Meryem fresklerini görürüz.
* Müjdeleme: Sol tarafta görülen Melek Cebrail sağ tarafta oturan Meryem’e İsa’nın doğacağını müjdeliyor.
* Cebrail bakire Meryem’e gelir ve ona dünyanın efendisini (İsa’yı)doğuracağını söyler.
* Meryem bunun mümkün olmayacağını, çünkü kendisinin bakire olduğunu söyler.
* Melek “Bu Rabbin için çok kolaydır der.”
* Freskte Meryem Tanrı anası olarak ifade edilir. İsa tanrının oğlu olarak görüldüğü için üçleme teslis gereği oğul Tanrı/Rab olarak görülür. İsa’yı doğuran Meryem de Tanrı’nın anası olmuş olur.
* Altta kapının iki yanında bizim bakış yönümüze göre solda Meryem, sağda da İsa tasvir edilir.
* İsa elinde bir kitap tutar. Bu kutsal kitap olabileceği gibi insanların dünyada yaptıklarının hepsinin bir yerde toplandığını belirtilen defter de olabilir. (islamdaki amel defterine benzetebiliriz.)
* Meryem’in hamile kalması konusu İslami anlatımlarda nasıldır, şimdi ona bakalım:
* Burada gördüğümüz müjdeleme sahnesi, yani Cebrail’in Meryem’e İsa’yı müjdelemesi ve Meryem’in hamile kalışı Kuranı kerim’de Meryem Suresi 16-22. ayetler şöyle anlatılır:
16-Kitapta Meryem’i de okuyup an. Hani o, evinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti. Onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. 17-Derken, ona ruhumuzu gönderdik; ruh ona tam bir insan şeklinde göründü. 18-Meryem, “Beni senden koruması için çok esirgeyici olan Allah’a sığınıyorum! Eğer Allah’tan sakınan bir kimse isen (bana dokunma)” dedi. 19-Melek, “Ben ancak sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamak için Rabbin tarafından gönderilmiş bir elçiyim” dedi. 20-Meryem, “Ben iffetsiz olmadığım ve bana bir erkek eli bile değmediği halde nasıl çocuğum olur?” dedi. 21-Melek cevap verdi: “Orası öyle; ancak Rabbin buyurdu ki: O bana kolaydır. Biz, onu insanlara bir delil ve kendimizden bir rahmet kılacağız. Bu, kararlaştırılmış bir iştir.” 22-Derken Meryem ona hamile kaldı, işte bu sebeple karnında bebeği ile uzak bir yere çekildi.
Meryem hikayesinin devamı Al-i İmran Suresi 42-47. ayetlerde anlatılır:
42-Melekler şöyle demişti: “Ey Meryem! Allah seni seçti, seni tertemiz kıldı ve seni bütün dünyadaki kadınlara üstün eyledi. 45-Melekler demişti ki: “Ey Meryem! Allah seni kendisinden bir kelime ile müjdeliyor. Adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir, dünyada da ahirette de itibarlı ve (Allah’a) yakın kılınanlardandır. 46-O hem beşikte iken hem de yetişkin halinde insanlarla konuşacak ve salih kişilerden olacak.” 47-Dedi ki: “Rabbim! Bana bir erkek eli değmediği halde nasıl çocuğum olur?” Allah buyurdu: “İşte öyle, Allah dilediğini yaratır, bir işin olmasını istedi mi ona sadece ‘ol!’ der, o da oluverir.”
———————————————————-
Narteks girişinde hemen yukarıya baktığımızda bizi Kerub ve Seraf melekleri karşılar.
(Kerub tekil, Kerubim/Kerobim çoğul – Seraf Tekil, Serafim çoğul)
* Yukarıdaki resimde haç arasına yine haç şeklinde yerleştirilmiş 4 melek resmi ve semboller ile betimlenmiş dört İncil yazarını görürüz. İncil yazarlarını bir sonraki resimde aktaracağım. Şimdi melekler üzerine sohbet edelim.
* Müze uzmanlarının tespitine göre burada 4 KERUB meleği görürüz. Ama ben buna katılmıyorum. Benim yorumum ise burada 2 Kerobim, 2 Serafim var. Yüzü açık olanlar Kerub melekleri yani Kerobim. Yüzü kapalı olanlar Seraf melekleri yani Serafim. Çünkü Eski Ahit’e göre Kerob meleği yüzünü saklamaz ama Seraf meleği yüzünü saklar. Kerobim veya Kerubim olarak yazılır.
* Şimdi konuyu biraz daha detaylı ve teolojik olarak inceleyelim.
* “Bazı kayıtlarda bu dört melek sıklıkla tek bir grup olarak adlandırılsa da, dikkatli bakacak olursak meleklerden ikisinin yüzlerinin açık olduğunu diğer ikisinin de yüzlerinin kanatlar ile örtülü olduklarını görürüz.
* Bu durum rastgele bir detay değildir. Kutsal Kitap’taki Yeşaya vizyonuna göre (Yeşaya 6:2), Tanrı’nın tahtı etrafındaki Serafim melekleri, Tanrı’nın azametine ve ilahi nuruna doğrudan bakamadıkları için iki kanatlarıyla yüzlerini örterler. Sağ ve soldaki yüzü kapalı melekler tam olarak bu Serafim tasviridir.
* Yüzü açık olan dikey eksendaki melekler ise tahtı taşıyan ve Tanrı’nın hikmetini simgeleyen Kerubim melekleridir. Sanatçı bu tonozda Hristiyan melek hiyerarşisinin en yüksek iki sınıfı olan Kerubim ve Serafim’i mükemmel bir simetriyle bir araya getirmiştir.”
————————————————————
Kanatlı semboller ile belirtilmiş 4 incil yazarı
* Ayasofya’nın narteks girişinde giriş kapısı ile ana mekana geçiş kapısı arasında yukarıya baktığımızda Kerobim ve Serafim melekleri ile aynı haç etrafına yerleştirilmiş 4 incil yazarı freski de çok mükemmel.
* Resmin tam tam merkezine, haç kollarının kesiştiği göbek noktasına baktığımızda, etrafı 6 kanatlı meleklerle sarılmış harika bir figür grubu görüyoruz. Sanat tarihinde buna ‘Tetramorf’ yani Dört İncil Yazarının Sembolleri diyoruz.
* Hristiyan ikonografisinde dört İncil yazarı (Matta, Markos, Luka ve Yohanna) çoğu fresklerde kendi simgesel hayvanları veya varlıklarıyla resmedilir. Bu semboller, yazarların İncil’e başlama şekillerini ve İsa Mesih’in 4 farklı özelliğini simgeler:
* Sağda insan yüzlü figür (Matta): İncil’ine İsa’nın insani soy kütüğü ile başladığı için insan olarak simgelenir; İsa’nın insani doğasını temsil eder.
* Üstte kanatlı aslan (Markos): İncil’ine çölde kükreyen Sesi (Vaftizci Yahya’yı) anlatarak başladığı için aslan ile simgelenir; İsa’nın krallığını ve gücünü temsil eder.
* Altta kanatlı boğa (Luka): İncil’ine mabetteki kurban ayiniyle başladığı için kurban simgesi olan boğa ile betimlenir; İsa’nın insanlık için kendini kurban edişini de temsil eder.
* Solda Göksel Kartal (Yohanna): İncil’ine yüksek teolojik derinlikle (‘Başlangıçta Söz Vardı’ diyerek) başladığı için göklerin hakimi olan kartal ile simgelenir; İsa’nın ilahi yönünü temsil eder.
* Dikkat ederseniz her bir figür elinde süslü birer İncil kitabı tutmakta ve bu kitaplar merkezdeki göksel örtüde birleşmektedir. Sanatçı burada, dört İncil’in aslında tek bir ilahi mesajda bütünleştiğini bir görsel şölene dönüştürmüştür.”
——————————–
——————————————–
Genç Çocuk İsa Tapınakta bilginler arasında
* Hikayeye göre İsa 12 yaşındayken ailesiyle Fısıh Bayramı için Kudüs’e gelir.
* Dönüş yolunda ailesi onu kaybeder ve üç gün boyunca endişeyle aradıktan sonra Kudüs Tapınağında bulurlar.
* Freske dikkatli bakarsak; 12 yaşındaki Çocuk İsa’nın bir çocuk gibi değil, sahnenin tam merkezindeki yüksek bir tahtta, adeta baş öğretmen konumunda oturduğunu görürüz. Sol elinde hikmetin simgesi olan Kutsal Kitap’ı tutmakta, sağ eliyle de etrafındaki alimlere ders verircesine takdis işareti yapmaktadır.
* Her iki yanında oturan yaşlı ve deneyimli Kudüs alimlerinin ellerindeki şaşkınlık ve hürmet ifadeleri, bu küçük çocuğun derin bilgeliği karşısındaki hayranlıklarını gösterir.
* Sahnenin en soluna baktığımızda ise içeriye henüz adım atmış olan Meryem ve Yusuf’u görüyoruz. Meryem’in eliyle yaptığı hareket, üç gündür oğlunu arayan bir annenin hem endişeli sitemini hem de kavuşma anını müthiş bir canlılıkla bize hissettirmektedir.
* Sanatçı burada bizlere sadece tarihsel bir anı değil; İsa’nın insani çocukluğu ile ilahi bilgeliğinin buluştuğu o kırılma noktasını görsel bir şölene dönüştürerek sunmuştur.”
* Burada gördüğümüz ‘Çocuk İsa’nın Mabette Âlimlerle Tartışması’ sahnesi, sadece Hristiyan geleneğinde değil, İslam geleneğinde ve Peygamberler Tarihi (Kısas-ı Enbiya) kaynaklarında da çok güçlü bir karşılığa sahiptir.
* İslam kaynaklarında da Hz. İsa’nın çocuk yaşta mektebe veya mabede gittiğinde, dönemin din adamlarının ve öğretmenlerinin sorduğu tüm zor soruları cevaplayarak onları bilgeliğiyle hayrete düşürdüğü ve yenilgiye uğrattığı detaylıca anlatılır.”
——————————————-
Kana düğünde suyun şaraba dönüştürülmesi hikayesi
* Ayasofya’da gördüğümüz bu canlı ziyafet sahnesi, Hristiyanlık tarihinde son derece kritik bir anı temsil ediyor: ‘Kana Düğünü’ yani İsa’nın yeryüzünde gerçekleştirdiği ilk mucize.
* Yohanna İncili’nde anlatılan hikayeye göre; Celile’nin Kana kasabasındaki bir düğünde şarap biter. Bu durum ev sahibi için büyük bir mahcubiyet yaratacakken, Meryem Ana durumu İsa’ya bildirir.
* Freske yakından baktığımızda sanatçının hikayeyi nasıl adım adım resmettiğini görebiliriz. Sanatçı iki anlatımı tek karede birleştirir.
* Resmin üst kısmında Masanın ortasında İsa’yı görürüz. Hemen masanın gerisinde, İsa’nın hemen yanında eğilmiş oğluna şarabın bittiğini söyleyen Meryem Ana’yı görürüz. Masanın sağ tarafında ise başlarında taçlarıyla oturan gelin ve damadı görürüz.
* Hikayenin devamı aynı karede, aynı masa etrafında canlandırılır.
* İsa kalkar oradaki 6 küpün su ile doldurulmasını söyler. Freskte hizmetkarın testideki suyu bu küplere doldurmakta olduğunu görüyoruz.
* Sol alt tarafta ayakta duran İsa, elini altı adet büyük taş küpe doğru uzatarak onları kutsamaktadır. İsa’nın dokunuşuyla küplerdeki sade su, bölgenin en kaliteli şarabına dönüşür.
* Bu mucize Hristiyan dünyasında iki açıdan çok önemlidir: Birincisi, İsa’nın ilahi kimliğini insanlara ilk kez kanıtladığı andır. İkincisi ise, buradaki şarap simgesi, İsa’nın çarmıha gerilmeden önceki Son Akşam Yemeğinde havarilerine sunacağı Ekmek-Şarap (Komünyon) ayininin ilk habercisidir.”
———————————————————————
Cin musallat olmuş çocuğun iyileştirilmesi
* Çok ilginç bir fresk görüyoruz. Sanatçı hasta çocuğun, babanın ruh hallerini freske canlı bir şekilde yansıtmış.
* Sinoptik İncillerde anlatılan hikayeye göre; İsa dağdan indiğinde oğlu hasta olan bir baba çaresizlik içinde İsa’nın ayaklarına kapanır.
* Oğlunun kötü bir ruhun etkisinde olduğunu, sık sık ateşe ve suya düşerek nöbetler geçirdiğini ve İsanın öğrencilerinin onu iyileştiremediğini söyleyerek merhamet diler.
* Sanatçının sahneyi kurgulayışına dikkat edelim:
* Sağ tarafta İsa Mesih, elini uzatarak kötü ruha çocuktan çıkması için emretmektedir.
* Ortada diz çökmüş olan baba, ellerini çaresizce açmış, oğlunun iyileşmesi için son umutla yalvarmaktadır.
* Sol altta yere serilmiş çocuk figürü ise adeta bir kriz anını dondurmuştur. Kolları iki yana savrulmuş, bedeni kasılmış haldeki bu çocuk, kötü ruhun bedeni terk ederken onu son kez sarsmasını ve hemen ardından gelen şifa anını temsil eder.
* İncil metninde bu sahnenin sonunda İsa babaya, ‘İman eden biri için her şey mümkündür’ der.
* Sanatçı burada sadece bir mucizeyi değil, çaresiz bir babanın inancını ve ilahi merhametin gücünü muazzam bir beden diliyle aktarmıştır.
Sinoptik İnciller kavramını açıklayalım: Bu kavram Matta, Markos ve Luka İncilleri için kullanılan bir ifadedir. Bu üç İncil, İsa’nın yasamını, sözlerini ve yaptığı isleri birbirine benzer bir bakış açısıyla anlatır. Bu nedenle aynı olayların çoğu bu üç İncilde benzer şekilde yer alır. Yuhanna İncili ise anlatım tarzı ve vurguları bakımından diğer üçünden biraz farklıdır.
——————————————————–
İsa’nın Vaftiz Edilmesi sahnesi – Teofani – Epifani
* Ayasofya’daki bu fresk Hristiyan ilahiyatının en temel taşlarından biri olan ‘İsa’nın Vaftiz Edilmesi’ (Epifani / Theophania) sahnesidir.
* Ne yazık ki zamanla oluşan tahribat nedeniyle sahnenin tam ortasındaki İsa figürünün büyük kısmı kaybolmuş, sadece başındaki halenin üst kısmı günümüze ulaşmıştır.
* Ancak sahnenin çevresindeki detaylar o kadar canlı korunmuştur ki, hikayeyi eksiksiz okuyabiliyoruz:
* Sol tarafta, devenin tüyünden elbisesiyle Ürdün Nehri kıyısında duran Vaftizci Yahya’yı görüyoruz. Elini saygıyla öne uzatarak İsa’yı vaftiz etmektedir.
* Tam üstteki göksel yarıktan aşağıya doğru nurlu ışık huzmeleri süzülmektedir. Bu huzmenin merkezindeki ak güvercin figürü Kutsal Ruh’u simgeler.
* Sağ tarafta ise ellerini saygıyla örtülerle kapatmış melekler grubunu fark edebiliyoruz. * Bu melekler, sudan çıkacak olan İsa’yı kurulamak ve ona hizmet etmek üzere saygı ile beklemektedirler.
* Bu sahne Hristiyanlıkta ‘Theophania’ yani ‘Tanrı’nın Belirmesi’ olarak adlandırılır.
* Çünkü İncil anlatısına göre; İsa sudadır, Kutsal Ruh güvercin olarak inmektedir ve gürleyen gök gürültüsü Baba Tanrı’nın sesidir. Yani Teslis inancının üç unsuru yeryüzünde ilk kez bu vaftiz anında bir araya gelmiştir.”
Teofani, kelime olarak “Tanrı’nın görünmesi” ya da “Tanrı’nın kendini göstermesi” anlamına gelir. Hristiyanlıkta teofani, Tanrı’nın insanlara görünür ya da algılanabilir bir şekilde kendini açıklaması demektir.
Epifani, “görünme”, “belirme” veya “açığa çıkma” anlamına gelir. Hristiyanlıkta özellikle İsa Mesih’in kimliğinin dünyaya açıklanması anlamında kullanılır.
Teofani daha çok “Tanrı’nın görünmesi” anlamına gelirken, epifani özellikle İsa’nın Tanrısal kimliğinin ortaya çıkması üzerinde durur.
——————————————————————
Körün iyileştirilmesi mucizesi
* Bu sahneyi kutsal mendil hikayesi ile karıştırmamak gerekir. İsanın elindeki mendili gören meslektaşlarımdan bazıları hemen kutsal mendil hikayesi diyorlar.
Bu sahnenin kutsal mendil ile hiç alakası yok. Kutsal mendil hikayesini yazının sonunda aktarayım.
* Burada gördüğümüz hikaye kör adamın iyileştirilmesidir.
* Kör adamın iyileştirilmesi hikayeleri İncillerde farklı şekillerde anlatılır. Aşağıda tüm İncillerdeki anlatımları kısaca özetliyorum. Bu freskin hangi anlatıma uyduğuna siz karar verin.
1. Eriha yakınındaki körün iyilestirilmesi / Bartimay
* Markos incili 10. bölüm 46-52. ayetlerde “Bartimay isimli bir körün İsanın onu imana davet etmesi ile görmeye başladığı” anlatılır.
* Luka incili 18. bölüm 35-43. ayetlerde “İsa Eriha’ya yaklaşırken yol kenarında dilenen bir körün körlükten kurtulmak için İsaya seslendiği, İsanın telkini ile adamın iman ettiği ve görmeye başladığı” anlatılır.
* Matta İncili 20. bölüm 29-34. ayetlerde “İsa Eriha’dan ayrılırken yol kenarında oturan iki kör İsanın gözlerine dokunması ile görmeye başladığı” anlatılır.
2. Beytsayda’daki kör adam
* Markos incili 8. ayet 22 – 26. ayetlerde “İsa’nın bir körün gözlerine dokunarak iyileştirdiğini” yazar. Birinci dokunuşta adam az görür, ikinci dokunuşta tamamen görür.
3. Doğuştan kör adamın iyileştirilmesi:
* Yuhanna incili 9. bölüm 1-41 ayetlerde “İsa doğuştan kör bir adamın gözlerine eliyle hazırladığı çamurdan sürer, sonra bölgedeki Şiloah havuzunda yıkanmasını söyler. Adam görmeye başlar.
Kısa sonuç: İsa’nın körleri iyileştirmesiyle ilgili anlatılar dört İncil’in tamamında yer alır: Matta 20,29–34; Markos 8,22–26 ve 10,46–52; Luka 18,35–43; Yuhanna 9,1–41. Ancak her İncil aynı şekilde anlatmaz; bazıları farklı kör iyileştirme mucizelerini aktarır.
* Gelelim Kutsal Mendil hikayesine: Kutsal mendil hikayesi Edessa (Urfa) kralı Abgar ile alakalıdır. Kesinlikle bu fresk değildir. Yine de ilginç olduğu için Kutsal Mendil hikayesini aktarayım.
Kutsal Mendil ve Kral Abgar Efsanesi
Efsaneye göre, MS 1. yüzyılda Edessa (günümüzdeki Şanlıurfa) Kralı olan V. Abgar Ukkama (Kara Abgar), çaresiz ve ağır bir hastalığa (cüzam veya ağır bir felç) yakalanır.
Kral Abgar, Celile ve Yahudiye bölgesinde mucizeler yaratan, körlerin gözünü açan ve hastaları iyileştiren İsa adında bir peygamberin varlığını duyar. Bunun üzerine saray habercisi ve ressamı olan Ananias’ı (Hannan) değerli hediyeler ve bir mektpla İsa’ya gönderir.
Kral Abgar mektubunda şöyle der:
“Senin bir Tanrı veya Tanrı’nın Oğlu olduğunu duydum. Hastalığımı iyileştirmen için seni krallığıma davet ediyorum. Şehrim küçüktür ama huzurludur; ikimize de fazlasıyla yeter. Yahudilerin sana zulmettiğini de duydum, gel ve benim korumam altında yaşa.”
Haberci Ananias, Kudüs’te İsa’yı bulur ve mektubu verir. İsa, Abgar’ın davetini nazikçe geri çevirir; çünkü çarmıha gerilme ve görevini tamamlama vakti yaklaşmaktadır. İsa mektuba yanıt olarak şöyle der:
“Beni görmeden inanan sana ne mutlu! Benim görevim tamamlanınca göğe yükseleceğim. Ancak ardından sana bir öğrencimi (Havari) göndereceğim; o seni ve halkını iyileştirecek.”
Bu sırada haberci Ananias, Kral Abgar’a götürmek üzere İsa’nın bir portresini yapmaya çalışır. Ancak İsa’nın yüzünden yayılan ilahi nur ve ışık nedeniyle resmi bir türlü çizemez.
İsa durumu fark eder. Yüzünü yıkamak için su ister. Yüzünü yıkadıktan sonra keten bir mendille (Mandylion / Kumaş) yüzünü kurular. O anda mucize gerçekleşir: İsa’nın kutsal yüz hatları ve ifadesi, tıpku bir resim gibi kumaşın üzerinde eksiksiz bir şekilde görünür.
İsa bu mendili haberci Ananias’a vererek Kral Abgar’a götürmesini söyler.
Haberci Urfa’ya dönüp Kutsal Mendil’i Kral Abgar’a sunduğunda, kral mendile dokunur ve İsa’nın yüzünü görür görmez hastalığından mucizevi bir şekilde şifa bulur (sadece yüzünde küçük bir iz kalır).
İsa’nın göğe yükselişinden sonra, Havari Thomas’ın talimatıyla 70 havariden biri olan Taddeus (Addai) Urfa’ya gelir. Kral Abgar’ı ve tüm Urfa halkını vaftiz eder. Böylece Edessa (Urfa), tarihte Hristiyanlığı devlet düzeyinde/resmen kabul eden ilk kentlerden biri haline gelir.
Kral Abgar, mendili korumak için Urfa şehir surlarının giriş kapısının üzerine yerleştirir ve üzerindeki putu kaldırarak mendili kutsal bir koruyucu (Paladyum) olarak sergiler. Peki kral Abgar’a ne oldu?
Peki bu mendile ne oldu? Merak ediyorsanız rehbermuammer@gmail.com adresine email yazın, göndereyim. 😊😊😊
Beytesda Havuzundaki kötürüm adamın iyileştirilmesi Yuhanna incili 5,1-18
* Olay Yuhanna incili 5. bölüm 1–18. ayetlerde Yeruşalim’de yani Kudüs’te halkın sifa kaynağı olarak gördükleri Beydesta Havuzu denen yerde geçer.
* 38 yasında kötürüm bir adam İsa’nın mucizesi ile hemen yürümeye baslar, havuz basına serdiği yatağını sırtına alır yürüyerek gider.
Bu hikayeden sonra Yahudiler İsa’ya karşı cephe alırlar. Neden? Detay aşağıda. Onun için bu çok tahrip edilmiş fresk önemli, çünkü Yahudi din adamları ile İsa arasında bir kırılma noktasıdır.
Hikayenin özeti:
* İsa bir bayram zamanı Yerusalim’e gider. Orada, Koyun Kapısı yakınında Beytesda denilen bir havuz vardır. Bu havuzun çevresinde çok sayıda hasta, kör, topal ve kötürüm insan beklemektedir.
* Anlatıya göre insanlar havuzun suyunun zaman zaman hareketlendiğine inanırdı. Suyun hareketinden sonra havuza ilk giren kisinin iyileşeceğine inanılır.
* Havuz basında 38 yıldır hasta olan bir adam vardır. İsa onu görür ve uzun zamandır bu durumda olduğunu anlayınca ona sorar: “iyileşmek ister misin?”
* Adam, “su hareket ettiğinde kendisini havuza indirecek kimsenin olmadığı için iyileşemediğini” söyler. Yani iyileşme umudu vardır, ama tek basına havuza yetişememektedir.
* Bunun üzerine İsa ona “Kalk, yatağını topla ve yürü!” der.
* Adam hemen iyileşir, yatağını alır ve yürümeye başlar.
Buraya kadar her şey normal, ama bundan sonra oradaki Yahudiler arasında büyük bir tartışma başlar.
Peki neden tartışma başlar?
* Çünkü bu olay Şabat günü gerçekleşir. Yahudi din önderleri, adamın yatağını taşımasını Şabat günü yasakları içerisindedir.
* Çünkü Şabat günü zorunlu ihtiyaçlar dışında hiç bir iş yapılmamalı, hiç bir şey taşınmamalı.
* Adama, “Bugün Şabat; yatağını taşıman yasaktır” derler.
* Adam ise kendisini iyileştiren kişinin ona “Yatağını topla ve yürü” dediğini söyler.
* Daha sonra İsa onu tapınakta bulur ve ona artık iyileştiğini, günah işlememesi gerektiğini söyler.
* Bu olaydan sonra Yahudi din önderleri İsa’ya karşı çıkmaya başlarlar.
* Çünkü İsa Şabat günü iyileştirme yapmıştır. Ayrıca bu iyileştirme sonucu halk daha çok İsa’nın Tanrı’yla olan özel ilişkisine inanmaya başlamıştır.
Şabat gününü de kısaca açıklayalım:
Şabat (İbranice: Şabbat / שַׁבָּת), Yahudilikte haftanın yedinci günü olan ve Tanrı’nın evreni yaratmayı bitirip dinlendiğine inanılan Kutsal Dinlenme Günüdür.
Cuma akşamı gün batarken başlar, Cumartesi akşam gün batımından sonra yıldızlar görünmeye başlayınca biter. Yaklaşık 25 saatlik bir zaman diliminde Cuma gecesi ve Cumartesi günü Yahudilikte kesinlikle zorunlu yeme içmenin dışında hiçbir iş yapılmaz. Ateş yakılmaz, bir şeyler taşınmaz, araba sürülmez vs. vs. Sadece ibadet edilebilir veya dinlenilir
————————————————
Ekmeğin çoğalması – Beş bin kişinin doyurulması
* Burada yine muhteşem bir anlatım görüyoruz: İncildeki anlatımını ve hikayesini aşağıda kısaca aktarıyorum.
* İsa’nın bu mucizesi dört İncilin tamamında anlatılır: * Matta incili bölüm 14, ayet 13-21; * Markos incili bölüm 6, ayet 30-44; *Luka incili bölüm 9, ayet 10-17; * Yuhanna incili bölüm 6, ayet 1-15.
* Yuhanna İncil’inde ayrıca ayrıntı olarak, ekmek ve balıkları getiren kişinin bir çocuk olduğu belirtilir: Beş arpa ekmeği ve iki balık.
Hikayenin kısa özeti:
* İsa hastaları iyi ederken, insanlar ile ilgilenirken öğrencileri gelirler ve Yahya’nın öldürüldüğünü söylerler.
* İsa buna çok üzülür ve öğrencileri ile halktan ayrılıp gölün karşı kıyısında ıssız bir yere çekilirler.
* Ancak halk O’nun nereye gittiğini öğrenmiştir. Hasta olanlar, merak edenler, umut arayanlar, çocuklarını kucağına alan anneler ve yorgun yaşlılar yolları aşarak İsa’nın ve öğrencilerinin bulunduğu yere gelirler.
* İsa kalabalığı görünce onları geri çevirmez. Çünkü onları çobansız koyunlar gibi görür. Onlara Tanrı’nın Egemenliğini anlatır. Hasta olanları iyileştirir, yüreği kırık olanlara umut verir. İnsanlar çok uzun süre orada kalırlar, gitmezler.
* Güneş batıya eğilir, gölgeler uzar, akşam olmaya başlar. Kalabalık ise daha oradadır, dağılmazlar.
* Öğrenciler İsa’ya yaklaşıp, “Burası ıssız bir yer, vakit de geç oldu. Halkı gönder de köylere gidip kendilerine yiyecek alsınlar” derler.
* Ama İsa onlara şaşırtıcı bir cevap verir: “Gitmelerine gerek yok. Onlara siz yiyecek verin!” diye söyler.
* Öğrenciler birbirlerine bakarlar. Ellerinde sadece beş ekmek ve iki balık vardır. Bu kadar büyük kalabalığı eldeki beş ekmek ve iki balık ile doymayacağı apaçık ortada.
* Yuhanna’nın anlatımına göre bu yiyecekler küçük bir çocuğa aittir. Belki de çocuğu yola çıkarken azık olarak vermiştir.
* İsa ekmekleri ve balıkları alır. Kalabalığın oturmasını ister. İnsanlar çimenlerin üzerine gruplar halinde otururlar.
* İsa elindeki 5 ekmek iki balık ile göğe bakar, dua eder, şükreder ve ekmekleri böler.
* Böldüğü ekmekleri öğrencilerine verir. Öğrenciler ellerindeki parça ekmekleri halka dağıtırlar.
* Ekmekler dağıttıkça, paylaştıkça çoğalır. Balıklar dağıtıldıkça tükenmez.
* Bir kişinin azığı, binlerin sofrasına dönüşür. Aç gelenler doyar, yorgun gelenler güç bulur. Herkes tamamen doyar.
* Sonra isa, artan parçaların toplanmasını söyler.
* Öğrenciler dolaşıp kalanları toplarlar. Geriye tam on iki sepet dolusu ekmek parçası kalır.
* O gün insanlar Tanrı’nın bereketinin ve merhametinin ne kadar bol olduğunu görürler.
* Küçük bir çocuğun getirdiği az şey, İsa’nın ellerinde büyük bir berekete dönüşmüştür. * Bu yüzden bu mucize, Hristiyan sanatında çoğu zaman ekmek, balık, sepet ve kalabalık figürleriyle anlatılır.
* Trabzon Ayasofya’daki sahne de bu bereket ve merhamet mesajını duvara taşır.
* Bu mucizenin özü şudur: Elde bulunulan az şey eğer inanarak paylaşılırsa çoğalır.
Paylaşmasını bilirsen, çoğalmasına şahit olursun. 
* Hemen yan tarafta, narteksin kuzey duvarında pencere kemeri üst kısmında hikayenin devamını görürüz.
* Bir önceki freskten ayrı ama hikayenin devamı olarak hazırlanan freski görüyoruz.
* Fark ediyorsanız bu freskte sepetleri de görüyoruz. Aynı zamanda halkın şaşkınlığını da görüyoruz.
* Bir önceki freskte ekmek ve balığın dağıtıldığını, paylaştıkça çoğaldığını, herkes doyduktan sonra 12 sepet dolusu ekmek artığının kaldığını anlatmıştım.
* Burada yerlerde oturan halk karınları doymuş ama aynı zamanda bu mucize karşısında hayret içerisindedirler.
* Sanatçı insanların hayretini de freske güzel bir şekilde taşımış.
* Üstteki Grekçe yazıtta ise şunlar yazar:
Eski Grekçe Οἱ περισσεύσαντες αὐτοῖς κόφινοι δώδεκα/ (veya σπυρίδες)
Matbaa harfleri ile: Ο ΠΕΡIΕCCYCΑΝ ΑΥΤΟΙC CΠΥΡΙΔΕC / ΚΟΦΙΝΟΥC ΔΩΔΕΚΑ
Türkçe çevirisi: Onlardan geriye kalan (artakalan) 12 sepet…
(Not: Grekçe okuma yapay zekaya yaptırılmıştır)
—————————————
İsa’nın su üzerinde yürümesi ve fırtınayı dindirmesi mucizelerini anlatan iki fresk iç içe
* Bu freskte tek bir olay anlatılıyormuş gibi görünse de aslında burada İsa’nın mucizelerinden iki ayrı hikayeyi görürüz.
1. Hikaye – İsa’nın su üzerinde yürümesi: Bu olayın İncillerdeki kaynağı: Matta incili bölüm 14, ayet 22-33; Markos incili bölüm 6, ayet 45-52; Yuhanna incili bölüm 6, ayet 16-21. Luka İncilinde bu mucize yer almaz.
Olayın özeti: * İsa, beş bin kisinin doyurulmasından sonra öğrencilerini tekneye bindirir ve karşı kıyıya geçmelerini söyler.
* Kendisi ise dua etmek için dağa çıkar.
* Gece olduğunda öğrenciler teknenin içindedir. Rüzgar karşıdan estiği için tekne dalgalarla boğuşmaktadır.
* Gecenin ilerleyen saatlerinde İsa, gölün üzerinde yürüyerek öğrencilerin yanına gelir.
* Öğrenciler O’nu görünce korkarlar ve hayalet gördüklerini sanırlar.
* İsa onlara “Cesur olun, benim; korkmayın!” der.
* Matta’daki anlatımda Petrus da İsa’ya doğru suyun üzerinde yürümek ister. İsa ona “Gel” der.
* Petrus bir süre suyun üzerinde yürür; fakat rüzgarı görünce korkar ve batmaya başlar. Bunun üzerine, “Ya Rab, beni kurtar!” diye bağırır.
* İsa hemen elini uzatıp onu tutar ve imanının zayıflığını hatırlatır.
* İsa tekneye bindiğinde rüzgar diner. Öğrenciler İsa’ya “Sen gerçekten Tanrı’nın Oğlusun” derler.
2. Hikaye – İsa’nın fırtınayı dindirmesi: Bu olayın İncillerdeki kaynağı: Matta incili bölüm 8, ayet 23-27, Markos incili bölüm 4, ayet 35-41, Luka incili bölüm 8, ayet 22-25.
Olayın özeti: * Bir gün isa öğrencileriyle birlikte tekneye biner ve karşı kıyıya geçmelerini söyler.
* Teknedeyken İsa uyur. Bu sırada gölde büyük bir fırtına çıkar. Dalgalar tekneyi dolduracak kadar şiddetlenir ve öğrenciler korkuya kapılır.
* Öğrenciler İsa’yı uyandırarak, “Ya Rab, bizi kurtar, yok oluyoruz!” diye seslenirler.
* İsa onların korkusunu ve iman eksikliğini dile getirir. Sonra kalkıp rüzgarı ve gölü azarlar. Bunun üzerine fırtına diner ve büyük bir sakinlik olur.
* Öğrenciler şaşkınlık içinde şöyle derler: “Bu nasıl biridir ki rüzgar da göl de O’na itaat ediyor, sözünü dinliyor?”
İsa’nın Petrus’un kayınvalidesini iyileştirmesi ile ilgili anlatım üç Sinoptik İncilde geçer:* Matta İncili bölüm 8, ayet 14-15; * Markos İncili bölüm 1, ayet 29-31; * Luka İncili bölüm 4, ayet 38-39
* Olayın kısa özeti: İsa, Petrus’un evine gelir. Orada Petrus’un kayınvalidesinin ateşler içinde hasta yattığını görür. İsa ona yaklaşır ve onu iyileştirir.
Anlatımlar arasında küçük farklar vardır:
* Matta’da, İsa kadının eline dokunur; kadının ateşi geçer ve kadın kalkıp İsa’ya hizmet etmeye baslar.
* Markos’ta, İsa kadının yanına gider, elinden tutup onu kaldırır; ateşi geçer ve kadın onlara hizmet eder.
* Luka’da, İsa kadının üzerine eğilir, ateşi azarlar; ateş onu bırakır ve kadın hemen kalkıp onlara hizmet eder.
—————————————————-
Şimdi de binanın kuzey cephesine gidelim. Burası şu anda cami ana giriş kapısı konumunda. Kilise iken giriş batı kısımda idi, camiye döndürülünce giriş kuzey tarafından yapılıyor.
* Kuzey taraftaki revak kısmına gelince başımızı yukarı kaldırırsak çok tahrip oldukları için kısmen seçilebilen mükemmel freskler görürüz.
* Buradaki freskler çoğunlukla eski ahit kaynaklıdır. Bu fresklerden en belirgin olanları size aktarmaya çalışacağım.
Yakup’un Rüyası ve Tanrı ile veya Tanrı’yı temsil eden Melekle Güreşi
* Kuzey revaktan kuzey giriş kapısına varınca içeri girmeden geri dönelim ve revak kemerlerinin aynalarında bulunan mükemmel fresklere göz atalım.
* Sadece kemerler arasındaki aynalardaki freskler diğerlerine göre daha iyi durumda.
* Burada Eski Ahit’in (Tevrat) en mistik ve en hareketli sahnelerinden biriyle karşılaşıyoruz.
* Hz. İbrahim’in torunu, Hz. İshak’ın oğlu olan Yakup Peygamber’in hayatındaki iki dönüm noktası tek bir panoda resmedilmiştir.
* Sahneleri soldan sağa doğru, harika detaylarıyla birlikte inceleyelim:
* 1. kısım Yakup’un Merdiveni (Yakup’un Rüyası):
* Sol tarafa baktığımızda, yeryüzünden gökyüzüne doğru çapraz bir şekilde uzanan ahşap bir merdiven görüyoruz.
Hikayesi: * Tevrat’taki anlatıma göre Yakup, abisi Esav’dan kaçarken çölde bir yerde gece konaklar ve başının altına bir taş koyup uykuya dalar. Rüyasında yerde duran, ucu göklere ulasan bir merdiven görür. Meleklerin bu merdiven üzerinden çıkıp indiklerini görür. Tanrı Yakup’a seslenir: “Ben seninleyim, seni koruyacağım; nereye gidersen git seni geri getireceğim.”
* Kilise’de Yahudi inancındaki Yakup’un rüyasının ne işi var. Çünkü rüya sonunda İsrailoğullarının dünya hakimiyetinin alt yapısını oluşturur.
* Kiliseye çiziliş amacı: Bu merdiven yer ile gök arasında, insanlar ile tanrı arasında kopmaz bağı simgeler. Bu bağ inip çıkan melekler ile devamlı muhafaza edilmekte. Yani insanın Tanrıya olan yolunda devamlı her yerde melekler vardır.
2. kısım Yakup’un Tanrı ile Güreşi: Merdivenin hemen sağ tarafına, panonun merkezine doğru ilerlediğimizde ise adeta bir kilitlenme ve mücadele anı görüyoruz. İki figür birbirine sarılmış, şekilde resmedilir. Bunlardan birisi normal insani özelliklerle diğeri kanatlı olarak resmedilmiş.
* Kısa hikayesi: Yakup’un yolculuğu sırasında kardeşi Esav’la karşılaşmasından hemen önce geceleyin Yabbok Irmağı kıyısında yalnızken karşısına bir kişi/melek çıkar. Onunla uzunca bir güreşe tutuşur.
* İlahiyatçılar güreşilen varlık ile ilgili tarışmaları başlarlar. Bu gelen insan veya melek görünümündeki Tanrı idi, hayır bu melek idi, hayır bu Yakup’un kendi benliği idi, hayır bu ileride doğacak olan İsa Mesih’in ruhu idi, hayır vs. vs. vs.
Size aşağıda eski ahit anlatımını özetliyorum. Kim ise siz kendiniz karar verin. 😊😊😊
* Yaratılış 32. bölüm 24. ayette “bir adam” olarak tanımlanır: “Yakup yalnız kaldı. Bir adam gün ağarıncaya kadar onunla güreşti.”
* Fakat devamında kimliği çok daha ilginç hale gelir. 28. ayette bu varlık Yakup’a şöyle der: “Adın artık Yakup değil, İsrail olacak; çünkü Tanrı’yla ve insanlarla mücadele ettin ve üstün geldin.”
* Ardından Yakup bulunduğu yere Peniel adını verir ve sebebini şöyle açıklar: “Tanrı’yı yüz yüze gördüm ve canım sağ kaldı.”
* Metnin kendi içinde “adam” ve “Tanrı” arasında bir kimlik ilişkisi kuruluyor.
* Eski ahit anlatımında önce“adam/erkek kişi”den bahsedilir. Daha sonra 32. bölüm 28. ayette: “Tanrı’yla mücadele ettin” der (32:28). Yine 32. bölüm 30. ayette Yakup “Tanrı’yı yüz yüze gördüm” der (32:30).
* Farklı bir ifade olarak Hoşea 12. bölüm 3-4. ayetlerde Yakup’un “melekle güreştiği” anlatılır.
* Dolayısıyla Yahudi ve Hristiyan yorum tarihinde burada “Tanrı mı, melek mi, Tanrı’nın tecellisi mi?” sorusu ortaya çıkar ve tartışmalar başlar. Sonu gelmeyen, sonlanmamış ve hiç sonlanmayacak tartışmalar devam edip gidecek.
* Hristiyanlık yorumlarında Yakup’un karşılaştığı kişinin Tanrı’nın görünür bir tezahürü olduğu düşünülür.
* Hikayeyi toplu özetleyelim: Yakup Peygamber, yolculuk esnasında gece yarısı Yabbok Irmağı’nın kenarında tek başına kalır.
* Orada gizemli bir adamla (ilahi bir varlık – melek şeklinde görünen Tanrı) şafak sökene kadar güreşir.
* Şafak vakti Melek şekline bürünmüş olan Tanrı Yakup’u yenemeyeceğini anlayınca onun uyluk kemiğine vurarak onu sakatlar.
* Yakup ona sen kimsin der. O da Tanrı – Yahve olduğunu söyler. Yakup muhatabını bırakmaz ve “Beni kutsamadıkça seni bırakmam” der.
* Melek/Tanrı ona, “Artık adın Yakup değil, Tanrı’yla ve insanlarla güreşip yendin anlamına gelen İsrail olacak” der. Böylece Yakup’un adı İsrail olur.
* İsrail isminin çıkışı ve kaynağı da bu hikayededir.
* Yahudilere onun için İsrail oğulları, yani Yakup oğulları denir.
————————————————————
Eyüp Peygamber
* Yakup peygamber hikayesinin hemen alt kısmında Eski Ahit peygamberlerinden sabrın ve şükrün sembolü, Yahudilik, Hristiyanlık ve İslan dinlerinde hep örnek olarak anlatılan Eyüp Peygamber freskini görürüz.
* Eyüp, Eski Ahit’te büyük acılarla sınanan; malını, ailesini ve sağlığını kaybetmesine rağmen Tanrı’yla bağını koparmayan doğru insanın sembolüdür.
* Eyüp Peygamber hem İslami anlatımlarda hem de Hristiyan ve Musevi anlatımlarında imanı, tevekkülü ve sabrı temsil eder. 3 dinde de anlatımlar biri birlerine benzer.
* Eyüp’ün hemen arkasındaki kadın Eyüp Peygamberin eşi. (İslami anlatımlarda Rahime Hatun olarak adlandırılır. Ama Kuran veya Eski Ahit hanımının ismini vermez)
* Freskteki Grekçe yazı da “Ο ΔΙΚΑΙΟΣ ΙΩΒ”, yani “Doğru / Salih Eyüp” yazar.
* Eyüp sadece zenginliğiyle değil, öncelikle doğruluğu, sabrı ve Tanrı’ya bağlılığıyla tanıtılır. Eski Ahit onun için “kusursuz, doğru, Tanrı’dan korkan ve kötülükten sakınan bir adam” der.
* Hikayeye göre Eyüp çok varlıklı, saygın ve ailesiyle mutlu bir kişidir. Sürüleri, hizmetkarları, geniş bir ailesi vardır. Fakat bir gün büyük bir sınav başlar. Önce malını mülkünü kaybeder. Ardından çocuklarının ölüm haberini alır. Bu yetmezmiş gibi, kendi bedeni de ağır yaralarla kaplanır. Eyüp artık eski zengin ve saygın adam değil; acı içinde, kül üzerinde oturan, yaralarını kaşıyan, herkesin gözünde düşmüş bir insandır.
* Ama bu hikayenin asıl konusu yalnızca acı değildir. Asıl soru şudur: İnsan, her şeyini kaybettiğinde de Tanrı’ya bağlı kalabilir mi?
* Eyüp’ün eşi ve dostları bu acıyı anlamaya çalışır. Dostlarından çoğu ona, “Mutlaka bir günah işlemiş olmalısın; yoksa başına bunlar gelmezdi” der gibi konuşurlar.
* Eyüp, bilerek kötü bir iş yapmadığını söyler. Tanrı’ya isyan etmekten çok, Tanrı’ya hep ibadet eder. Neden acı çektiğini anlamaya çalışır.
* Bu yüzden Eyüp, hem Yahudi hem Hristiyan hem de İslam geleneğinde sabrın ve sınanmanın sembolü haline gelmiştir. Hristiyan sanatında ise Eyüp çoğu zaman yara bere içinde, yerde oturur halde, eşi veya dostlarıyla birlikte gösterilir. Buradaki freskte de onu “Doğru Eyüp” olarak tanıtan yazı, onun asıl kimliğini açıklar: Acı çeken ama doğruluğu unutulmayan insan.
* Bu sahneye bakarken şunu söyleyebiliriz: Burada anlatılan şey bir işkence sahnesinden çok, insanın acı karşısındaki duruşudur. Eyüp, inancını kaybetmeyen, acı içinde bile Tanrı’dan kopmayan ve sonunda Tanrı tarafından yeniden onurlandırılan bir figürdür.
————————————————
Gedon/Gidyon Peygamber
* Kuzey Revak kemer aynasında pek tanınmayan bir Eski Ahit Peygamberi daha görüyoruz: Gedon/Gidyon peygamber.
* GEDEON – GİDYON PEYGAMBER (İslamda bazı tefsirlerde israiliyat anlatımı olarak Cidyon peygamber olarak geçer)
* Resimde sadece “ΓΕΔΕ” harfleri var… eksik kısımda “ΩΝ” harfleri de olmalı.
ΓΕΔΕ harfleri büyük olasılıkla ΓΕΔΕΩΝ adının başlangıcıdır:
ΓΕΔΕΩΝ = Gedeon / Gideon / Gidyon.
* Gidyon, Eski Ahit’te Hakimler Kitabı’nda geçen bir figürdür.
* Özellikle Bizans ikonografisinde Gidyon sahnesi çoğu zaman şu olayla ilişkilidir: Gidyon’un yapağı / post mucizesi
* Gidyon Tanrı’dan işaret ister. Yere bir yapağı koyar; bir gece yalnızca yapağı ıslanır, yer kuru kalır; başka bir gece ise yer ıslanır, yapağı kuru kalır.
* Bu olay eski ahitte Hakimler bölüm 6, ayet 36-40’ta anlatılır.
Kuzey revakta bu freskin işlenmesi çok ilginç. Kemerin bir kısmında Eyüp Peygamber resmedilirken, diğer kısımda ise Gedon/Gidyon peygamber resmedilir.
* Eyüp peygamber büyük acılarla sınanan ama Rabbine bağlılığını kaybetmeyen insanın sembolüdür. Gedeon ise Rabbinden bir işaret isteyen, korku ve tereddüt içindeyken ilahi yardımla cesaret bulan kişidir.
* Yani biri acı karşısında sabrı, diğeri kuşku karşısında güvenmeyi anlatır. Burada Gedeon’un yüzü Eyüp Peygamber tarafına dönüktür..
——-
“Gedeon, Kur’an’da adı geçen peygamberlerden biri değildir. Ancak İslamî tarih ve tefsir geleneğinde, özellikle israiliyat anlatıları içinde Cedyun veya Cidyon adıyla bilinir. İbnü’l-Esir’de Kur’an’da adı geçmeyen Cidyon (Gideon), Medyenlilerin baskısı altındaki İsrailoğullarını kurtaran, onlara 40 yıl boyunca hükmeden bir “hâkim/önder” olarak zikredilir.”
————————————————-
İlyas Peygamber hikayesi ve Jesse soy ağacı hikayesi
* Kuzey revakta zor seçilen freskler arasında Grekçe İlyas Yazısı çok rahat okunduğu için buraya aldım.
* İlyas Peygamber ile ilgili çok detaylı bir anlatımı Sümela manastırı fresklerini açıklarken yazacağım. Şimdi kısa bir alatım yazıyorum.
* İlyas, Tanrı’ya bağlılığın, putperestliğe karşı mücadelenin ve peygamberlik kudretinin sembolüdür.
* İlyas’ın yaşadığı dönem Baal kültü güç kazanır. İlyas, Baal rahiplerine meydan okur.
* İki kurban hazırlanır; Baal rahipleri kendi tanrılarına seslenir, cevap gelmez. İlyas ise Tanrı’ya dua eder; gökten ateş iner. Böylece halk İlyas’ı Tanrı’nın peygamberi olarak kabul eder.
* Fakat bu tanrısal işaretten sonra kraliçe İzebel İlyas’ı öldürtmek ister. İlyas çöle kaçar, yorgun ve umutsuz bir şekilde bir ağacın altına oturur. Bir melek gelir. Ona ekmek ve su verir.
* İlyas’ın hikayesinde Elişa (İslamda Elyesa) da çok önemlidir. Tanrı İlyas’a, Elişa’yı kendisinden sonra peygamber olarak görevlendirmesini söyler.
* Daha geniş anlatımı Sümele Manastırı freskleri anlatımında göreceğiz…
* Fresk ustası İlyas Peygamber hikayesi ile Davut’un babası Jesse’den Meryem’e uzanan soy ağacı hikayesini aynı kareye almış.
Teolojik anlamda ilgi duyarsanız konu hakkında ilginç bir sohbet yapabiliriz. Ne zaman mı? Tur esnasında akşamleyin. Turda değil de bu yazıyı okuyorsanız, E-Mail yazarsınız. Böylece İlyas, Yakup, Eyüp, Musa ve İsa bağlantılı ilginç bir sohbete kapı aralamış olabiliriz. Konuyu Hristiyanlık, İslam ve Yahudilik açısından ele alabiliriz. 😊😊😊
Son bir not: Resmin İlyas olmadığını iddia eden arkadaşlara yazıyorum:
Resimdeki Grekçe çok belirgin bir şekilde Ο ΠΡΟΦΗΤΗΣ ΗΛΙΑΣ yazıyor.
Okunuşu HO PROFĒTĒS ĒLIAS
Türkçesi. PEYGAMBER İLYAS.
—————————————————————
Şimdi Ayasofya’nın iç mekanına girelim, içeriyi tanımaya başlayalım.
Anlatımları da biraz daha kısaltarak yazacağım. 
* Trabzon Ayasofya kuzey kapısından içeriye giriyoruz. Yerler halı kaplı, ama orta yerde halılar açılmış cam koruma aldında geometrik şekiller görüyoruz…
* Bu mimari yerleştirme İstanbul Ayasofya’dan kopya edilmiştir, dini ve siyasi işlevi vardır.
* Bu alan Trabzon Ayasofya’da en çok merak edilen yerlerden birisidir.
* Bu alan “Omphalion” olarak adlandırılır. Yunanca Omphalos sözcüğünden gelir. “Göbek” veya “Dünya’nın Merkezi” anlamlarında kullanılır.
* Devletin kralı Dünya’nın merkezinde, dünyanın göbeğinde taç giyer.
* Omphalion sadece dekoratif bir yer mozaiği değil, Bizans devlet ve kilise hiyerarşisinin en önemli ritüel noktalarından biridir.
* Taç Giyme Törenleri: İstanbul Ayasofya’sındaki Omphalion, Bizans imparatorlarının taç giydiği, kutsandığı ve protokol ritüellerinin gerçekleştirildiği alandır. Trabzon Ayasofya’sı da Komnenos Hanedanı (Trabzon İmparatorluğu) tarafından inşa edildiği için burası da Trabzon İmparatorlarının taç giyme törenlerine ve patrik/piskopos litürjilerine (resmi ibadet törenlerine) ev sahipliği yapmıştır.
* Tören sırasında imparatorun tahtı bu mermer alanın tam ortasına yerleştirilir, patrik veya patriği temsil eden piskopos tarafından burada kutsanır ve tacı giydirilirdi. Yani burası devletin ve imparatorluğun sembolik kalbiydi.
—————————————————
İç kısımdaki freskleri anlatmadan önce yapı kilise iken ana giriş kapısı olan batı kısmına geçelim. Bu kapı şu anda kapalı. Burada yönümüzü doğu kısmına, yani apsis kısmına çevirip anlatımımıza devam edelim.
* Daha önce bahsettiğim gibi Ayasofya kare planlı bir haç-kubbe kilisesi olarak tasarlanmıştır. Tam orta yerde kubbeli ana mekanı görüyoruz.
* Kubbeli ana mekanın doğusunda kilisenin ibadet yönü olan ve ayinlerin icra edildiği apsis bölümünü görürüz.
* Ana apsis dışarıdan beşgen, içeriden ise yuvarlak biçimdedir.
* Sağında ve solunda, pastophorion adı verilen iki yan mekan bulunur; bunların da apsisleri yuvarlaktır.
* Pastophoriaon/Pastophoria: Ana apsisin iki yanında gördüğümüz küçük yan mekânlara pastophorion denir. Bunlar kilisenin ibadet düzeninin parçasıdır. Bir taraf ayinde kullanılacak ekmek ve şarabın hazırlanmasına, diğer taraf ise kutsal eşyaların ve ayin giysilerinin saklanmasına hizmet ederdi. Bu iki bölüm, Bizans kiliselerinde kutsal alanın işlevsel yan mekanları olarak düşünülür.
* Apsise yönümüzü döndüğümüzde sol tarafta kalan kuzeydoğu apsisi Prothesis olarak adlandırılır. Burada ekmek ve şarap ayin için hazırlanır.
* Apsise yönümüzü döndüğümüzde sağ tarafta kalan güneydoğu apsisi Diakonikon olarak adlandırılır. Ayinde kullanılan kutsal eşyalar, ayin giysileri, kitaplar ve diğer ibadetin parçası olan malzeme bu bölümde bulundurulur. Batı kiliselerinde bu bölüm sakristi olarak adlandırılır.
* Binada kullanılan prokonnesos mermerinden yapılmış sütunlar bugün bile tüm ihtişamını korur.
* Prokonnesos mermeri, bugünkü Marmara Adası’ndan, antik adıyla Prokonnesos’tan çıkarılırdı.
* Prokonnesos mermeri genellikle beyaz ile açık gri arasında değişen renkte olup, karakteristik mavimsi-gri damarları vardır. Prokonnesos mermeri Roma ve Bizans mimarisinde en değerli ve en pahalı yapı malzemelerinden biriydi.
* Giriş revaklarında daha eski Bizans sütunları ve sütun başlıkları yeniden kullanılmıştır.
* Apsis’in merkezinde Taht üzerinde oturan Meryem ve kucağında İsa freskini görüyoruz. İki yanılarında da başmelekler Cebrail ve Mikaili görüyoruz.
* Bu sahneyi tam anlamak için yaklaşık sekiz yüz yıl geriye, Bizans dünyasına gidelim.
* Bizanslı bir Hristiyan için bu, yalnızca güzel bir anne-çocuk resmi değil, aynı zamanda İsa ve Meryem hakkında büyük tartışmaların odağıdır. İsa ve Meryem algısı tartışılmaktadır.
* İsa sadece insan mıydı? Tanrı mıydı? Yoksa hem Tanrı hem insan mıydı?
* Hristiyanlık bu soruya yüzyıllar boyunca konsiller aracılığıyla cevap aramaya çalıştı.
* Önce 325 yılında İznik Konsili’nde İsa’nın Tanrı ile aynı ilahi özden olduğu vurgulandı.
* Daha sonra 381’de Konstantinopolis Konsili ile Teslis öğretisi şekillendi. (Baba-Oğul-Kutsal Ruh)
* Ama tartışma burada bitmedi. Bu kez şu soru ortaya çıktı: Eğer İsa hem Tanrı hem insansa, Meryem kimdir?
* İşte bizi doğrudan bu freske getiren nokta burasıdır.
* MS 431 yılında Efes’te, “Üçüncü Ekümenik Konsil” toplandı. Konsilin en önemli tartışmalarından biri Meryem’e hangi unvanın verileceğiydi. Meryem’e Theotokos denilmesi kabul edildi. Theotokos Yunanca bir kelimedir ve kabaca ‘Tanrı’yı doğuran’ veya ‘Tanrı’nın Annesi’ anlamına gelir.
* Şimdi burada çok önemli bir ayrımı belirtelim: Hristiyan teolojisine göre Meryem, Tanrı İsa’nın kaynağı değildir. Yani Tanrı İsa’yı var eden kişi değildir, onu dünyaya getiren kişidir. İsa Mesih Hristiyan inancına göre beden almış Tanrı Sözü olduğundan, Tanrıdır Meryem de Tanrı anası olarak kabul edilir.
* İşte şimdi tekrar freske bakalım.
* Meryem’in kucağında bir çocuk görüyoruz. Bu çocuk aynı zamanda Logos, yani Hristiyan inancındaki Tanrı’nın ezelî Sözü olan Mesih’tir.
* Burada Hristiyanlığın Enkarnasyon, yani beden alma öğretisini görüyoruz: Sonsuz ve görünmez Tanrı’nın Sözü, insan bedenine giriyor ve dünyaya bir insan olarak geliyor. Bu nedenle Meryem’in kucağındaki çocuk hem gerçekten insandır hem de ilahidir.
* Aslında bütün Hristiyan sanatının önemli meselelerinden biri de budur: Görünmeyen Tanrı nasıl görünür hale getirilebilir? Bizans sanatçısı bu soruya İsa’nın insan bedenini göstererek cevap verir.
* Şimdi Meryem’in iki yanındaki meleklere bakalım. Bunlar Başmelek Cebrail ve Başmelek Mikail olarak tanımlanır. Bu kompozisyonun varlığı çeşitli kaynaklarda da özellikle belirtilmektedir.
* Cebrail’i biliyoruz: İncil’deki Müjde anlatısında Meryem’e gelen ve ona İsa’yı doğuracağını bildiren melek odur.
* Mikail ise Hristiyan geleneğinde göksel orduların başındaki başmelek ve kötülüğe karşı ilahi mücadelenin sembolüdür.
* Bu freseke bakarken bir de şöyle düşünelim: Sekiz yüzyıl önce Trabzon’da bir Hristiyan’ın gördüğü şey ile bugün bizim burada gördüğümüz şey aynı değil.
* O, burada yaşayan ve ibadet eden bir insan olarak kendi inancının gerçeğini görüyordu.
* Biz ise bugün aynı görüntüye sanat tarihi, mimarlık, tarih ve dinler tarihi açısından bakıyoruz. Ama fresk hâlâ aynı soruyu bize soruyor: ‘İsa kimdir?’
Ve bu soruya verilen cevap, yalnızca Ayasofya’nın değil, bütün Hristiyanlık tarihinin şekillenmesinde belirleyici olmuştur.” Aynı soru ile sadece Hristeyanlar değil, Yahudiler ve Müslümanlar da ilgilenmişlerdir. Ayasofya fresklerinin anlatımlarının en sonunda İslam’a göre İsa konusunda bir yazım olacak.
İsa’nın Göğe Çekilişi: Olay Latince “Ascension” Yunanca “Analepsis” olarak adlandırılır.
*Apsis’teki Meryem ve kucağındaki Çocuk İsa freskinin hemen üstünde muhteşem bir tasvir görürüz. İsanın göğe Çekilişi…
* Biraz önce bu freskin aşağı kısmında Meryem’in kucağındaki Çocuk İsa’yı gördük. Şimdi başımızı biraz yukarı kaldırdığımızda aynı İsa’yı artık çocuk olarak değil, ilahi görkem içindeki Mesih olarak görüyoruz.
Şimdi bu konudaki sohbetimizi biraz daha derinleştirelim.
* Batı Hristiyanlığında göğe yükseliş “Ascension” olarak adlandırılırken, Doğu Hristiyanlığında “Analepsis” olarak adlandırılır. Her iki terim de İsa’nın göğe yükselisini ifade eder.
* İncilde (Yeni Ahitte) özellikle Luka ve Elçilerin isleri kitaplarında anlatılır. Bu olay, İsa’nın çarmıha gerildikten sonra dirilişinin ardından kırk gün boyunca öğrencileriyle birlikte olup, ardından göğe yükselmesini ifade eder.
* Luka İncili 24. bölüm 50-53. ayetlerde ve Elçilerin işleri 1. bölüm 9-11. ayetlerde İsa’nın öğrencileriyle birlikteyken göğe yükseldiği anlatılır. İsa, öğrencilerine kutsama verir ve ardından bir bulutun içinde gözden kaybolur. Melekler, öğrencilerine İsa’nın tekrar geri döneceğini bildirir.
* Resimde İsa’nın arkasında yer alan mavi yuvarlak zemin, Bizans ikonografisinde “mandorla” olarak adlandırılır ve ilahi, göksel alanı simgeler. Bu, İsa’nın dünyevi sınırların ötesine geçtiğini ve Tanrı’nın huzuruna yükseldiğini gösterir.
* İsa’nın basındaki haçlı hale, onun Mesih ve Tanrı’nın Oğlu olduğunu vurgular. İsa tasvirlerinin hepsinde başının arkasında haçlı hale vardır.
* Mavi yuvarlak zemini yukarı kaldıran melekler, İsa’nın göğe yükselisini destekleyen ilahi varlıkları temsil eder. Bu, Tanrı’nın iradesiyle gerçeklesen bir olay olduğunu gösterir.
* Mandorla ve meleklerle birlikte yukarıya doğru hareket, İsa’nın göğe çekilisini ve ilahi krallığa kabulünü simgeler.
* Bu sahne, Hristiyanlıkta İsa’nın Tanrı’nın sağında oturduğu ve bir gün tekrar dünyaya döneceği inancının temelini olusturur.
* İslami sözlü anlatımlarda da İsa’nın göğe çekildiği anlatılır. Hristiyanlıktan farkı ise çarmıha gerilmeden canlı olarak göğe çekilir.
* İslamda da Hristiyanlıktaki inanç gibi İsa’nın kıyametten önce geri geleceğine inanılır. Hristiyanlıktan farkı, İsa geri gelecektir. Kuran ahkamı ile hükmedecektir.
—————————————————————
İsa’nın Başkalaşımı – Metamorphosis / Transfiguration
Yukarıda resmin altında da yazdığım gibi bu sahneyi turlar esnasında bazı rehber arkadaşların havarilerin görevlendirmesi veya göğe yükseliş olarak anlattıklarını gördüm. Kesinlikle yanlış bilgi.
* Bu sahneler değişik biçimlerde eski bizans kiliselerinde sık sık karşımıza çıkıyor. Fresklerde veya mozaiklerde karşılaştığımız bu sahne metamorphosis veya transfiguration dieye adlandırılan İsanın Başkalaşımı sahnesidir.
Şimdi de Metamorphosis, yani başkalaşım kavramını açıklayalım:
* Başkalaşım (Yunanca adıyla Metamorphosis), sözlük anlamı olarak bir biçimden başka bir biçime geçişi, özü değişmeksizin dış görünüşün transfigürasyonunu (dönüşümünü) ifade eder.
* İncil metinlerine (Matta 17:1-9, Markos 9:2-8, Luka 9:28-36) göre İsa, en yakın üç öğrencisi olan Petrus, Yakup ve Yuh Anna’yı yanına alarak yüksek bir dağa (geleneksel kabule göre Tabor Dağı) çıkar.
* Orada duadayken: İsa’nın yüzü güneş gibi parlamaya başlar. Giysileri beyaz ve ışıklı bir hal alır. Gökte bir bulut onları gölgeler ve “Bu benim sevgili Oğlumdur, O’nu dinleyin!” diyen ilahi bir ses duyulur.
* Yere eğilmiş kişiler havarilerden Petrus, Yakup ve Yohannes (Yahya). Yere eğilmelerinin nedeni: İlahi ışığın ihtişamı karsısında gözleri kamaşır, gökten gelen ses ile dehşete düşerler ve yere kapaklanırlar. Sonra İsa onlara “kalkın korkmayın” der.
* Ayrıca İsa’nın sağında ve solunda göğe doğru seçilemeyen iki silüet görülür. Bunlar Musa ve İlyas peygamberlerdir.
Devamı tur esnasında anlatılır. (Musa ve İlyas peygamberlerin Metamorphosis ile bağlantısının hikayesi çok ilginç.)
Apsis’in bizim bakış istikametimize göre hemen solunda alt kısımda muhteşem bir tablo görürüz. Teberiye Gölü Kıyısında balık tutma ve İsa’nın havarilere görünmesi
Bu mükemmel freskte anlatılan olay Yuhanna İncilinde anlatılır. Kısaca özetleyelim.
* Petrus ve kardeşi Tomas Celile köyünde havarilerle balık tutmaya giderler. Tüm gece boyunca hiç balık tutamazlar. Sabah olurken İsa onlara görünür. Ağı nasıl atacaklarını anlatır. Ağları balıklar ile dolar.
* Öğrenciler önce İsa’yı bilemezler. Ağları balıkla dolunca Petrus onun İsa olduğunu fark eder ve diğerlerine bunu bildirir. Hepsi koşarak İsa’nın yanına gelirler. Onun kızarttığı balıkları ve ekmeği yerler.
Şimdi biraz daha detaylı incil eksenli aktarayım.
* İncil kaynaklarında bu olay, İsa göğe yükselmeden önce, fakat ölümden dirildikten sonraki 3. görünüşü olarak geçer
İncildeki Hikayesi (Yuhanna 21: 1-14)
Çarmıha gerilip öldükten ve dirildikten sonra öğrenciler henüz ne yapacaklarını tam bilemez haldedir. Petrus ve diğer altı havari eski mesleklerine dönüp Celile/Tiberiyas Gölü’nde balık tutmaya giderler.
“Simun Petrus onlara, ‘Ben balık tutmaya gidiyorum’ dedi. Onlar da, ‘Biz de seninle geliyoruz’ dediler. Dısarı çıkıp kayığa bindiler; ama o gece hiçbir sey tutamadılar. Sabah olurken İsa kıyıda duruyordu; ama öğrenciler O’nun İsa olduğunu anlamadılar. İsa onlara, ‘Çocuklar, balığınız var mı?’ diye sordu. ‘Yok’ diye yanıt verdiler.
İsa, ‘Ağı kayığın sağ tarafına atın, bulursunuz’ dedi. Ağı attılar, ama balıkların çokluğundan ağı çekemediler.
İsa’nın sevdiği öğrenci (Yuhanna), Petrus’a, ‘O Rab’dir!’ dedi. Simun Petrus, O’nun Rab olduğunu duyunca, üstünü giyindi ve kendini göle attı. Diğer öğrenciler ise kayıkla geldiler; çünkü kıyıdan uzak değildiler, yaklaşık yüz metre kadar uzaktaydılar ve balık dolu ağı arkalarından çekiyorlardı. Kıyıya çıktıklarında kor ateş ve üzerinde pismekte olan balıkla ekmek gördüler…
* Şimdi Freski biraz daha yakından inceleyelim. Fresk biri birini tamamlayan iki ayrı freskin yan yana yerleştirilmesinden oluşur.
Sağ Taraftaki Sahne – Tekne ve Ağ Atma:
* Resmin sağ alt kısmındaki kızıl/kahverengi kayık içinde havariler görülür.
* Havarilerden biri ağı suya bırakmakta/çekmektedir. Bütün gece süren başarısızlığın ardından gelen o şaşkınlık anı betimlenir.
Sol taraftaki Sahne: Kıyıya Doğru Yürüyen/Koşan Havariler ve İsa’nın ekmek ve balığı onlara paylaştırması.
* Yuhanna’nın “O Rab’dir!” demesiyle sabırsızlanan Petrus ve diğer öğrenciler (yalınayak, giysilerini toplamıs halde) karaya doğru kararlı adımlarla ilerler.
* Vücut hareketlerindeki dinamizm, bir an önce kıyıdaki öğretmenlerine ulaşma heyecanını çok iyi yansıtır.
Sol tarafta İsa kıyıda durmaktadır. Elini öne doğru uzatarak karaya çıkan havarilerine muhtemelen hazırladığı balık ve ekmeği ikram etmekte, onları takdis etmektedir.
* Bu mucizevi balık avı sahnesi, sadece bir “karnını doyurma veya mucize gösterme” hikayesi değildir; derin sembolik anlamlar taşır.
——————————————————————–
Son akşay memeği – Biraz solgun duruyor ama yine de seçilebilir durumda.
* Şimdi batı kısımda narteksten ibadethaneye girişin üst kısmına bakalım.
* Renkleri biraz soluk olsa da ibadethanenin batı giriş bölümünde yer alan bu Son Aksam Yemeği freski, bize geç Bizans (Komnenos/Palaiologos dönemi) ikonografisinin çok tipik ve basarılı bir örneğini gösterir.
* Sahne, İncil’deki anlatılara göre İsa’nın çarmıha gerilmesinden hemen önce, havarileriyle yediği son yemek sırasında gerçekleşir.
* Sahnenin üst kısmında grekçe Ο ΔΕΙΠΝΟΣ Ο ΜΥΣΤΙΚΟΣ yazar.
(okunuşu: Ho Deipnos Ho Mystikos (veya Bizans/Modern Telaffuzu ile O Dipnos O Mistikos)
Türkçe karşılığı: Gizemli Yemek / Kutsal Yemek (İslam/Hristiyan geleneğinde yaygın bilinen adıyla Son Akşam Yemeği)
* Bizans geleneğinde bu olay sadece bir “son yemek” değil, Efkaristiya (Ekmek-Şarap Kutsama) gizeminin/sakramentinin baslangıcı olduğu için “Mistik” kelimesiyle tanımlanır. Yani Hristiyanlığın en önemli ibadetlerinden birinin temeli bu sahnede ile bağlantılıdır. (Tur esnasında devtaylı sohbet ederiz.)
* Rönesans resminde (örneğin Da Vinci’nin eserinde) gördüğümüz uzun düz masanın aksine, Erken ve Geç Bizans ikonografisinde masa yarım daire şeklinde tasvir edilir.
* İsa Masanın en solunda (şeref köşesinde), başının arkasında haçlı halesi (nimbus) ile oturmaktadır.
* Masaya doğru havarilerine hitap eder ve ekmeği/sarabı takdis eder vaziyettedir.
* Hz. İsa’nın hemen yanında, masaya doğru hafifçe eğilmis olarak resmedilen genç havari Yuhanna’dır. İncil metinlerine uygun olarak İsa’nın göğsüne/dizine doğru yaslanmıs sekilde gösterilir.
Burada keşfetmeye çalışacağımız kişi belki ihanet eden Yahuda’nın freskte nerede oturduğu olacaktır.
* Bizans resim sanatında Yahuda genellikle masanın karşı tarafında veya çanağa elini uzatırken resmedilir. Burada da İsa’nın “Beni ele verecek olan, elini benimle birlikte çanağa batırandır” sözüne gönderme yapılarak masanın merkezindeki kaba uzanan figür olarak ayrıştırılır.
* Ama burada resim tam net olmadığı için kesin bir şey söyleyemiyoruz. Ancak tahminler yürütebiliriz. Muhtemelen masada İsanın karşı tarafında sağ çaprazda masaya doğru eğilmiş kişi olabilir mi diye tartışabiliriz…
* Yarım daire masanın etrafında dizilmis olan 12 havariyi görürüz. Resimdeki solukluk ve kayıplar nedeni ile tam havarileri tam olarak isimlendiremiyoruz. Havarilerin derin bir şaşkınlık ve üzüntü ifadesiyle birbirleriyle konusur vaziyette olduklarını görürüz.
———————————————————————-
Ayasofya’nın kubbe freskleri. Şu anda paravan ile kapalı olduğu için tam göremiyoruz.
Şimdi size camiye dönüşümden önce çektiğim fotoğraflar eşliğinde kubbe ve pandentiflerdeki fresklerden resimlerin ellerimde olanları aktarmaya çalışacağım.
Bugün kubbe altı paravanlarının arasından bu fresklerin bazılarını kısmen görebiliyorsunuz.
* Bizans kiliselerinde genellikle kubbenin en üst kısmında Fotoğrafta tam tepede sıvaların kısmen döküldüğü ve kubbe göbeğine denk gelen alanda normalde Hazreti İsa (Pantokrator) tasviri yer alır. İsa sol elinde İncil tutar, sağ eliyle de evreni kutsar vaziyette resmedilir. Maleesef buradaki resim tamamen dökülmüştür. Sadece hayalinizde canlandırabilimeniz için yazdım.
Şimdi resmde olanları ve (eksik olanları da) tasvir ederek ilerleyelim.
Kubbe ile başlayalım.
En üst kısımda, kubbe içerisinde eskiden Pantokrator İsa (Her Şeye Gücü Yeten İsa) freski varmış. Bunu sadece çizimler ile hayal edebiliyoruz. Ama tüm Bizans kiliselerindekinin bir benzeridir mutlaka. Genelde Bizans kiliselerinin kubbesinde endepede kubbe göbeğine denk gelen alanda “her şeye gücü yeten İsa-Pantakrator tasviri yer alır. İsa sol elinde İncil tutar, sağ eliyle de evreni kutsar vaziyette resmedilir. Ama bu fresk Trabzon Ayasofya’da tamamen dökülmüş.
Kubbenin hemen altında kasnakta dairesel olarak uzanan Grekçe bir kitabe bandı görülür. Bu yazıt Tevrat’taki Mezmurlar 148 bölümünden alınmıştır. Ben kendim grekçe bilmediğim için uzmanlara sordum. Alman Papaz Pastor Kayser bana bunun Mezmurlar 148 olduğunu söylemişti. Ama bölge hakkında detaylı bilgiler yazan Völker Eid ise “Kulturen zwischen Taurus und Ararat-Osttürkei” isimli kitabının 140. sayfasında buradaki yazının Mezmurlar 102 olduğunu yazar… Hangisinu kabul edersek edelim, sonunda Mezmurlardan bir bölüm görüyoruz bu yazıda. İsayı öven ilahiler yazıya dökülmüş kubbe kasnağında. ΑΙΝΕΙΤΕ ΤΟΝ ΚΥΡΙΟΝ ΕΚ ΤΩΝ ΟΥΡΑΝΩΝ… “Göklerden Rab’be övgüler sunun, O’na yücelerde övgüler düzün…”
Hemen bu yazı bandının altında melekler korosunu görüyoruz. Tüm melekler hareket halinde sevinç ve coşku ile hareket etmekteler, İsa’ya övgüler sunmaktalar… Melekler arasında 6 kanatlı meleklerden Seraphim ve Kerobim de resmedilmiş.
Melekler korosunun hemen altında kubbe kasnağı pencerelerinin iç kısımlarında karşılıklı olarak havariler resmedilmiş.
Pencerelerin arasındaki duvar yüzeylerine tekil figürler olarak Eski Ahit Peygamberleri işlenmiş. (Davud, Süleyman, İşaya, Danyal vb.) Buradaki eski ahit peygamberlerinin resmedilmesinin anlamı: “Eski Ahit’te geleceği müjdelenen Mesih’in kubbede tecelli ettiği” vurgusu yapılır. Eski ahit peygamberleri Mesih’in geldiğini onaylamak için buradalar.
Kasnağın hemen altında Kubbeye geçişi sağlayan eğrisel üçgenlerin (pandantiflerin) ve kemerlerin üzerindeki şeritte İncil Yazarları ve İsa’nın Yaşamından Sahneler yer alır:
Güneydoğu ve Kuzeydoğu pandantifler arasındaki dairesel madalyon içinde İsa / Emmanuel (anlamı: Tanrı Bizimledir)
Pandantiflerde işlenen konular arasına yerleştirilen 4 incil yazarı 4 pandantifte yer alır. İncil yazarlar bir masa yanında hokka ve kalemleri ile yazı yazar helde resmedilmişler.
Kuzeydoğu Pandantifte çarmıha geriliş tasviri, güneydoğu Pandantifte ise Anastasis (Diriliş / Cehenneme inis) sahnesi oldukça net bir şekilde günümüze ulaşmış.
Anastasis (Diriliş) Sahnesinin ikonografik Detaylarına bakalım: Güneydoğu Pandantifte Hazreti İsa, sol elinde büyük bir Zafer Haçı tutmaktadır. İsa, mezara/cehenneme (Hades) inerek ilk insan olan Adem’in elinden tutup onu yukarı/dışarı doğru çekmektedir. Adem’in hemen arkasında/yanında Havva da yer alır.
İsa ve Adem’in yanında, başlarında haleleriyle duran ve olaya tanıklık eden figürler Eski Ahit kralları ve peygamberleridir. Başlarındaki taçlar ve kıyafetleriyle Kral Davud, Kral Süleyman ve Vaftizci Yahya bu sahnelerde her zaman İsa’nın arkasında veya yanında resmedilir.
Pandantiflerin doğu kısmında Çarmıha geriliş ve diriliş sahneleri çok canlı bir şekilde görülüyor. Burada incil yazarlarından ikisini de görürüz. Çarmıh freskinin yanında Matta’yı, diriliş freskinin yanında Yuhanna’yı görürüz. Diğer iki havari de kubbe pandantiflerinin batı tarafında işlenmiş.
Bundan sonra da kubbenin batı kısmına odaklı resmi yernleştiriyorum. 
















