Trabzon Gülbahar Hatun Camisi ve Türbesi
(Eski Gülbahar Hatun Külliyesi)
Gülbahar Hatun Camii (Büyük İmaret Camii olarak da bilinir):
Yapı hakkında sohbet etmeden önce Gülbahar Hatun hakkında sohbet edelim.
Çok ilginç bir konu.
Gülbahar Hatun’un kimliği hakkında oldukça büyük bir tartışma var.
Önce Gülbahar Hatun’u tanıyalım.
Gülbahar Hatun, Osmanlı padişahlarından 2. Bayezid’in eşi ve Yavuz Sultan Selim’in annesidir. Yavuz Sultan Selim’in Trabzon’da şehzade olarak sancakbeyliği yaptığı dönemde İstanbul’dan ziyade Trabzon’da oğlunun yanında olmayı tercih etmiştir.
Yavuz Sultan Selim Amasya’da doğar ama Şehzadelik döneminin büyük kısmını Trabzon’da yaşar. Devlet yönetimini öğrenmeye ilk adımını burada atar ve burada olgunlaşır. Yavuz Trabzon’da devlet yönetimini öğrenmekle birlikte aynı zamanda sınır siyasetinin önemli tecrübelerini kazanır. Gülbahar Hatun da hayatının son dönemini Trabzon’da oğlunun yanında geçirir.
1505/1506 yılında Gülbahar Hatun Trabzon’da vefat eder ve daha önceleri büyük bir külliyenin içerisinde yer alan bugün burada gördüğümüz türbesine defnedilir. (Hicri takvimden Gregoryen takvimine çevirmede hesaplamalarda bir yıllık bir sapma payı görüyoruz)
Şimdi gelelim Gülbahar Hatun hakkındaki tartışmalara:
* Alman yazarlardan Prof. Dr. Volker Eid Ost Türkei isimli eserinde “Gülbahar Hatun’un Komnenos hanedanı prensesi olduğunu, asıl adının Maria olduğunu 2. Beyazıt ile evlendiğini ve gülbahar Hatun adını aldığını, onun için çocukluğunun geçtiği şehirde yaşamayı tercih ettiği için oğlunun yanına geldiğini” yazar.
* Trabzon tarihi yazarı Mahmut Goloğlu “Gülbahar Hatun’un Dulkadıroğullarından Alaüddevle Bozkurt Bey’in kızı Ayşe Hatun olduğunu, Gülbahar isminin ikinci ismi olduğunu veya bu ismi sarayda almış olabileceğini” yazar. .
* Yine Trabzon tarihi yazarlarından Şakir Şevket “Gülbahar Hatun’un Rum olduğunu ama prenses olmadığını, Maçka yakınlarında Vivera köyünde fakir bir Hristiyan kızı olduğunu” yazar. Hatta çok çok ilginç bir hikaye de anlatır: Güzel ve masalsı olduğu için buraya aktarayım. Tabii bu tarihi bir gerçeklik değil, güzel bir efsane. “Fatih Sultan Mehmet Trabzon’un fethine gelirken Maçka yakınlarından geçer. Orada bir köyde mola verir. Susamıştır su ister. Güzel bir Rum kızı ona kaynaktan su doldurup getirir. Ama Fatih kızın suyu tasa doldurduktan sonra parmağını suyun içerisinde biraz beklettiğini görür. Tabii ki buna kızar ve kıza neden parmağını suyun içerisine koyduğunu sorar. Kız: Padişahım terlisiniz, su çok soğuk. Soğuk olarak içerseniz hastalanırsınız. Parmağımın ısısı ile suyun soğukluğunu azaltıyorum cevabını verir. Bu padişahın hoşuna gider. Bu akıllı kızı oğlu Bayezid’e alır.
Bu 3 farklı teori veya anlatım üzerine sohbet edelim.
* Volker Eid’in tezi: Gülbahar Hatun’un Komnenos hanedanından bir prenses ve doğum adının Maria olduğu görüşü herhangi bir kaynağa dayanmıyor. Ama mümkün olabilir, çünkü Komnenos ailesi şehri Fatih’e teslim ederler, kendilerine de İsatnbul’da güzel bir hayat söz verilir. Aile İstanbul’a gider. Kızlarının olması ve Fatih ile akrabalık bağı kurmaları mümkün. Ama kesin değil.
* Mahmut Goloğlu’nun tezi: Gülbahar Hatun’un Alaüddevle Bozkurt Bey’in kızı Ayşe Hatun olduğu görüşü özellikle son dönem akademik çalışmalarda çok daha güçlü bir ihtimal olarak öne çıkıyor. Türk Tarih Kurumu da Yavuz’un annesini Dulkadiroğulları’ndan Gülbahar Hatun olarak verir.
* Şakir Şevket’in tezi: Gülbahar Hatun’un bir Rum kızı olabileceği görüşü türbe kapısını üzerinde yer alan “Bânû-yı Rûm” ifadesi. Fakat bu ifadenin “Rum kızı” anlamına gelip gelmediği tartışmalı.
Şimdi bunu biraz açalım.
Bu ifade kabaca “Rum’un hanımı / Anadolu hanımı / Rum diyarının hanımefendisi” gibi anlamlara gelebiliyor.
Burada çok önemli bir dil meselesi var. “Bânû-yı Rûm” = “Rum kızı” anlamına gelmez. Bu ifadeden dolayı Rum kökenlidir çıkarımını yapmak doğru olmaz.
Selçuklu ve Osmanlıda eski Bizansla ilgili yerler, orada yaşayan insanlar la ilgili ifadelerde “Rum” kelimesi ile bağlantılı ifadeler sık kullanılır. Mesela Mevlana Celaleddin Rumi diyoruz. O zaman Mevlana’nın da Rum olduğunu mu iddia edeceğiz?
“Yavuz Sultan Selim’in annesi tarihî kaynakların bir bölümünde Ayşe Hatun, Trabzon’daki vakıf ve türbe geleneğinde ise Gülbahar Hatun adıyla karşımıza çıkar. Günümüzde birçok araştırmacı bunların aynı kişi, yani Alaüddevle Bozkurt Bey’in kızı Ayşe Gülbahar Hatun olduğu görüşündedir.”
Yeni araştırmacılardan Feridun Emecen, Hanefi Bostan, Necdet Sakaoğlu da Dulkadiroğlu/Ayşe-Gülbahar ihtimalini güçlü biçimde öne çıkarıyor.
Gülbahar Hatun’un kimliği hakkındaki 3 farklı görüşten sonra şimdi de Cami ve Türbe hakkında sohbet edelim.
Şu anda gördüğümüz yapı bir cami ve bir türbeden oluşuyor. Aslında yapı çok daha büyük bir külliyedir ama günümüze sadece bunlar kalmış. Bu Külliye Osmanlı döneminde Trabzon’da yapılan ilk büyük yapıdır.
Caminin günümüzdeki adı Gülbahar Hatun Camii olmakla birlikte eski kaynaklarda Hatuniye Camii, Hatuniye İmareti veya Büyük İmaret Camii gibi adlarla da karşılaşılır.
Buradaki külliyeyi şöyle düşünebiliriz.
Gülbahar Hatun sağlığında Vakfıkebir ve yöresinin gelirleri ile finanse edilen halka hizmet amacı güden medrese, imaret, tabhane, hamam, mektep, darülkurra, şifahane, gibi birimleri yaptırır. (mektep ve medrese kafanızı karıştırmasın. Mektep küçük çocuklar için, medrese yetişkinler için, günümüzün fakültesi gibi düşünelim.)
Gülbahar Hatun ölünce de bu külliye’nin içerisine türbesi yaptırılır. Caminin 1514 yılında yaptırılması ile de külliye tamamlanır. Bugün günümüze sadece cami ve türbe ulaşabilmiştir.
İmaret: “İmaret, vakıf gelirleriyle işletilen ve ihtiyaç sahiplerine, öğrencilere ve yolculara ücretsiz yemek verilen bir tür aşevi ve sosyal yardım kurumuydu.”
Darülkurra: “Kur’an’ın özellikle doğru ve güzel okunması, kıraat usullerinin öğretilmesi ve kıraat ehlinin yetiştirilmesi için oluşturulmuş eğitim kurumu.”
Tabhane: Yolcuların konakladıkları yer. (işleyişini tur esnasında anlatalım)
Gülbahar Hatun Camisi ibadethane olarak kullanılırken külliyenin imareti ihtiyaç sahiplerine ve yolculara yemek sağlıyor, matbahında yemek pişiyor, tabhanesinde yolcular ve misafirler barınıyor, medresesinde eğitim veriliyor, darülkurrasında ise Kur’an kıraati öğretiliyordu.”
Önce Türbe hakkında kısa bilgi verelim.
Gülbahar Hatun Türbesi: Türbe sekizgen planlıdır ve kesme taştan yapılmıştır. Üzerinde sekizgen kasnağa oturan kubbe bulunur.
Türbenin kitabesi, yapının Hicrî 911 / Miladî 1505/1506 tarihine ait olduğunu gösterir.
Ben uğradığım zamanların hepsinde kapalı idi. Ama kapıdaki cam bölmeden ve pencerelerden iç kısım görülebiliyor. Buraya türbenin uzaktan görünümü ve kapı camlı bölmeden içerisinin görünümünü gösteren çık kısa bir video koyuyorum.
* Gülbahar Hatun Camisi, erken Osmanlı mimarisinin tabhaneli camisi olarak adlandırılan plan tipine girer.
Peki tabhaneli cami ne demektir?
* “Osmanlı’nın erken dönemlerinde cami her zaman sadece namaz kılınan bir mekan değildi. Bazı camiler aynı zamanda yolcunun ağırlandığı, misafirin konakladığı, sosyal yardımın yapıldığı ve dinî-sosyal hayatın örgütlendiği merkezlerdi.” Tabhaneler: Osmanlı döneminde yolculukta olan seyyahlar için bazı camilerde konaklama imkanları sunulurdu. Genelde birisi erkeklere, diğeri de kadınlara hizmet veren iki ayrı mekandan oluşurdu. Tabhanelerde kalanların yiyecekleri de civardaki komşular tarafından hayır amaçlı sağlanırdı. Böylece camiler aynı zamanda sosyal dayanışma merkezleri halinde idiler.
* Gülbahar Hatun Camii, kaynaklarda ters T planlı tabhaneli bir yapı olarak tanımlanıyor.
* Planı yukarıdan gördüğünüzü düşünün. Ana ibadet mekânı arkada, ona bağlanan yan mekânlar önde ve iki yana doğru açılıyor. Bu nedenle plana kabaca ters çevrilmiş bir T harfi gibi bakabilirsiniz.
* Caminin ön kısmına bakacak olursak burada beş küçük kubbeyle örtülen son cemaat yerini görüyoruz.
* Yapıdaki taş mimarisine dikkat edersek; burada tek renkli, tek tip bir yüzey yerine farklı tonlardaki taşların birlikte kullanıldığını görüyoruz. Bu, Karadeniz’in yerel taş işçiliğiyle Osmanlı mimari anlayışının birleştiği güzel örneklerden biridir.
* Caminin içerisine girince caminin merkezi kubbe ile örtüldüğünü görüyoruz.
* Caminin mihrabı ve Minberi pek çok yerdeki Osmanlı Camilerinde gördüğümüz gibi mermerden yapılmıştır.
* Mihraba yakından bakarsak beşgen nişin üst kısmında mukarnaslı kavsara görüyoruz.
Mukarnas: İslam mimarisinde sıkça görülen, dışarıdan bakıldığında sarkıtlı bir arı kovanını veya prizmatik petekleri andıran üç boyutlu bir bezeme (süsleme) tekniğidir. Düz ve köşeli duvar yüzeylerini, sanki bir arı kovanının petekleriymiş gibi yan yana ve üst üste gelen küçük nişlerle (oyuklarla) doldurma sanatıdır.
Kavsara = buradaki anlamı: mihrabın içindeki nişin yukarı doğru kapanmasını sağlayan süslemeli/geçişli üst bölüm.
* Gülbahar Hatun Camisinin ön kısmına gelelim ve çevreye şöyle bir bakalım. Gelin şimdi biraz hayallerimizi zorlayalım. Burada şu anda göremediğimiz külliyeyi hayal edelim. Bir zamanlar burada Medrese vardı. İmaret vardı. Hamam vardı. Mektep vardı. Dârülkurrâ vardı. Şifahane vardı… Bunların hepsi zamanla bakımsızlıktan, ihmalkarlıktan dolayı ortadan kalktı. Ve bugün sadece bir cami ve bir türbe görüyoruz.
* Tekrar hayal edelim. Eğer buraya 500 yıl önce gelse idik o zaman burada ibadet edecek, eğitim alacak, yemek yiyecek, belki hamamı kullanacaktık, belki de yolculuğumuz sırasında burada konaklayacaktık.














