
KARAKUŞ TÜMÜLÜSÜ
KARAKUŞ ANIT MEZARI (M.Ö.1. yüzyıl)
Önce karşılama levhası üzerindeki yazıyı okuyalım.
Üzeri taşlardan oluşan tümülüs ve etrafındaki sütunların yer aldığı bu yapı; Kommagene krallık ailesine ait bir anıt mezardır. Güneydeki sütun üzerinde kartal, kuzeydoğudaki sütunlar üzerinde aslan ve boğa, kuzeybatıdaki sütun üzerinde ise kral II. Mithridates’in kız kardeşi Laodike ile tokalaşma kabartması yer alır. Doğudaki sütun üzerinde yer alan yazıta göre bu mezar II. Mithridates’in ( M.Ö.36-20 ) annesi İsias, kız kardeşi Antiochis ve yeğeni Aka’ya aittir.
Tümülüsün kuzeybatısında ayakta kalan tek sütun üzerinde II. Mithridates ile kız kardeşi Laodike’nin kabartmalarının yer aldığı veda sahnesi bulunmaktadır.
Sütunda bulunan yazıtta Grekçe “Büyük Kral Antiokhos ve Kraliçe İsias’ ın oğlu Büyük Kral Mithridates (M.Ö. 36-21), bu anıtı kralın kız kardeşi ve Kralların Kralı Orodes’in karısı Kraliçe Laodike’nin ebedi anısına yaptırdı” yazılıdır.
Bu sütunun yanında yerde duran tahrip edilmiş aslan heykeli ise 2,40 m yüksekliğindedir ve heykelin bulunduğu sütun günümüze ulaşamamıştır.
Şimdi de biraz detaylı aktaralım.
Karakuş Kahta ilçesinden fazla uzak değil. Alana gelince bizi 2000 yıldan fazla zamandır bir sütun üzerinde bekleyen kartal karşılar. Karakuş ismi de bu kartaldan gelir. Yöre halkı sütun üzerinde duran, zamanla yosunlaşmış ve siyahlaşmış ama kartal silueti her zaman belirgin olan Kartal heykelinden dolayı burayı karakuş tepesi olarak adlandırmışlar. Sütundaki ve kartal üzerinde oluşmuş olan yosunlar ve doğal kararmalar şu anda temizlenmiş durumda. Bizi ziyaretimiz esnasında biraz ağartılmış kuş karşılar 🙂
Deniz seviyesinden 940 metre yükseklikteki bu anıtsal yapı Kahta çayı yakınında yüksek bir doğal teras üzerindedir. 
Zamanın dini geleneklerine uyarak yapılmış, Kommagene krallığına özgü çakıl taşları ile yığılmış olan tümülüs yaklaşık 30 metre yüksekliğinde ve yaklaşık 110 metre çapındadır.
Gözümüzü kapatıp zamana bir yolculuk yapacak olsak höyük etrafında 130 m. arayla yerleştirilmiş ortalama yüksekliği 7 m olan üç çift sütun görürdük.
Ama bugün bu sütunlardan sadece 4 tanesi kalmış. 2 sütun tahminim ya yapı malzemesi olarak ya da başka nedenler ile günümüze kadar ulaşmamış.
Sütunların hepsi dor nizamında yapılmıştır.
Sütunların ve heykellerin etrafında hemen göze çarpan küçük kare delikler görürüz.
Heykeller ve sütunlar roma döneminde genellikle makara sistemi yardımı ile dikilirler. Bazen çok yükseğe oluşturulan sunni yamaçlar üzerinde yuvarlama – çekme sistemi ile taşınan heykel veya sütunlar en son yerlerine sabitlenmeleri esnasında yine makara sistemi kullanılır. Bu delikler sütunlar ve heykellerin dikilmesinde kullanılmıştır. Alana Güneyden giriş yapıyoruz ve burada sadece bir sütun görüyoruz. Orijinalinde burada iki sütun vardır. Ama sadece bir tanesi günümüze kadar gelebilmiştir.
Uzaktan küçük görünse de sütun üzerinde bizi selamlayan kartal 2,5 m yüksekliğindedir. Daha önce bahsettiğim gibi buranın ismi bu kartaldan dolayı karakuş olarak adlandırılır.
Tümülüsün etrafında kısa bir yürüyüş yapalım.
Karakuş sütunundan sağ patikadan kuzeydoğuya yürüyelim. Burada iki sütun görürüz. Bu sütunların birisinin üzerinde halen bir boğa heykeli görürüz. Maalesef Boğa heykeli zamanın yıpratmalarına dayanamamış, zamanla tahrip olmuştur. Yağmur, kar, soğuk, sıcak, donlar ve donların çözülmeleri sonucu iki bin yıl içerisinde heykel oldukça zarar görür. Bu konuyu sık sık işleyeceğiz.
Bu tahribatları Arsameia ve Nemrut Dağındaki heykellerde de göreceğiz.
Sütunların birisinin üzerinde de mutlaka bir heykel olmalı, ama maalesef bu heykel bulunamamıştır.
Üzeri boş olan bu sütun üzerinde Otto Puchstein çok zor fark edilen, yok olmak üzere olan Grekçe bir yazıt keşfeder. Bu yazıt sayesinde Tümülüs hakkında bilgi sahibi olunur. Yazıtta Bu tümülüsün bir anıt mezar ve aynı zamanda bir kutsal ziyaret mekanı olduğu keşfedilir. Yazıtta bu sütunun “büyük kral Mithradates tarafından annesi Isias, kız kardeşi Antiochis ve yeğeni Aka için bu mezarı yaptırdığı bahsedilir.
Bu iki sütunun 130 metre batı kısmında, tümülüsün Kuzeybatısındaki sütun üzerinde tokalaşan bir hanım ve bir kral kabartması görülür. Buradaki kabartmadaki kral 1. Antiochos’un oğlu 2. Mithradates’dir. Bayan ise Mithradates’in kızkardeşi Laodike’dir.
Kabartmada Mithradates’in kızkardeşi Laodike ile vedalaşması konu edilir.
Hikaye biraz acıklı.
Kısaca hikayesi: 1. Antiochos Persler ve Helenlerin yerine Suriye coğrafyasına gelen Romalılar ile ilişkileri dostça yürütmek ister. Bu doğrultuda kızı Laodike’nin Part Kralı büyük Orodes ile siyasi bir evlilik yapmasını ister. Laodike Partlara gelin gider.
Antiochos’un ölümünden sonra tahta oğlu 2. Mithradates geçer. Aynı zamanlarda Part sarayında da işler yolunda gitmez. Orodes’in oğlu Phraates M.Ö. 38/37 yılında babasını tahttan indirir. Babasını ve eşi Laodike’yi öldürtür. Laodikenin cenazesi Kommagene ülkesine gönderilir.
Bazı efsaneye göre Laodike öldürülmez, geri gelir. Sonra Roma’nın Suriye valisi ile siyasi evlilik yapar. Hastalanır. Hastalığı bulaşıcıdır. Laodike ile birlikte annesi İssias, kız kardeşi Antiochis, yeğeni Aka da hastalanarak ölürler.
Yani anlatım iki boyutlu. Part sarayında öldürülmüş olsa da, hastalıktan ölmüş olsa da Mithradates her iki kız kardeşi, annesi, yeğeni için bu anıt mezarı yaptırır.
Biz yine sütunlara dönelim. Kuzeybatı tarafında da yan yana iki sütun vardır. Ama bugün sadece birisi ayaktadır. Ama burada ikinci sütun üzerinde olan bir aslan heykelinin baş kısmı bulunmuştur.
Toparlayacak olursak. Tümülüs etrafında 3 çift, yani 6 sütun var iken şu anda 4 tanesi kalmış. Mezarodası ise Tümülüsün tam ortasında olduğu düşünülür. 1882 yılı teknikleri ile mezar odasına girilemez.
1967 yılında bölgede kazı ve araştırmalar yapan alman bilim adamlarından Friedrich Dörner tümülüs üzerinden aşağı doğru delikler açarak mezar odasının yerini keşfetmeye çalışır.
Daha sonra güneydeki kartallı sütunun bulunduğu yerden mezara doğru ulaşma denenir…
Mezar odasının bulunduğu yere ulaşılır. Birkaç tane dev taş bloklar vardır. Maalesef mezarın tamamen tahrip edildiği, ve içerdeki dev taş blokların buradan çıkarılarak başka bir yere taşındığı görülür.
Bu normal mezar soyguncularının yapacağı bir iş değildir. Öyle ya mezar soyguncuları koca koca taş blokları ne yapacaklar. Bunun başka bir sebebi olmalı. Sonra yapılan araştırmalar ile buradan yaklaşık 5 km. uzaklıktaki Cendere köprüsünün inşaatında buradan çıkarılan taş blokların kullanıldığı görülür.
Mezar soygununun da mezar odasındaki dev taş blokların taşınması esnasında 16. Lejyon askerleri tarafından yapılmış olabilir. Araştırmacılar eldeki bulgular ile Cabinas (cendere) köprüsünün yapımında kullanılan taş blokların Karakuş anatından götürüldüğünden eminler.
Yani şu anda gördüğümüz tümülüsün içerisindeki mezar ve mezar eşyalarından bir kalıntı kalmamıştır.










