Eğer Nemrut dağına bir turizm seyahat acentası ile gidiyorsanız, zaten sizin dağa çıkış transferiniz organize edilmiştir. Eğer kendi aracınız ile gidiyorsanız, yolun bazen çok dik olduğunu bilmeniz gerekir. Yola çıkmadan önce aracınızın su ve hararet seviyesini kontrol ediniz. Çıkışta aracınızın harareti oldukça yükselecektir. Aşağı inişte ise kesinlikle yavaş çıkmaya ve düşük vites ile inmeye çalışın. Eğer sadece fren kullanarak inecek olursanız, belli bir süre sonra frenleriniz tutmayabilir. Hatta mümkün ise Kahta’dan veya Narince’den minibüsler ile Nemrut Dağı’na çıkacak olursanız, daha rahat ve huzurlu olursunuz.
Bu hayati hatırlatmanın ardından şimdi tanıtıma geçelim. 
Nemrut Dağı zirvesinin yakınına kadar yol yapımı çok güzel. Dar ve dik yamaçlardan oluşan güzergah boyunca doyumsuz manzaralar yaşarsınız.
Önce karşılama merkezinde gişe işlemlerini tamamlarsınız. Yukarıda tuvalet imkanı olmadığı için mutlaka tuvalet ihtiyaçlarınızı da karşılama merkezinde gideriniz. Ayrıca karşılama merkezinde çay, kahve ve su ihtiyaçlarınızı karşılarsınız. Hatta çorba, ızgara türü yemek alma imkanınız da burada vardır.
Karşılama merkezindeki gişe işlemleri ve ihtiyaç molasının ardından Nemrut Dağı tümülüsüne araçlar ile yaklaşık 2 km’lik bir yolculuk var.
Araç park yerinden sonra oldukça dik sayılabilecek bir patika yol üzerinden orta zorlukta, keyifli bir yürüyüş sizi bekliyor.
Burada iki patika yol ile karşılaşırız.
Batı terasına giden yol: Daha rahat ve güvenli.
Doğu terasına giden yol: Biraz maceralı.
Eğer sağlık durumunuz iyi ise ve yürüyüş zorluğunuz yoksa, kayma ve düşme riskini de göze alarak doğu patikasından çıkıp, batı patikasından dönüş yapabilirsiniz.
Ama tamamen emniyetli bir şekilde çıkış ve iniş yapmak isterseniz, batı terasına giden patikayı tercih edin.
Yukarıya çıkınca batı terasından doğu terasına, doğu terasından batı terasına geçme imkanı zaten var.
Batı terasına çıkış tamamen merdivenler ile gerçekleşir. Doğu terasına çıkışın bir kısmına merdivenler yapılmış. Yaklaşık 300 metrelik bir kısım ise ham bırakılmış. Oldukça dik, kaygan ve çakıl taşları ile doludur.

Manzarası çok güzel, ama bir o kadar da dikkat edilmesi gerekir. Özellikle yürüyüş zorluğu çekiyorsanız, ayağınızda protez vs. var ise, batı terasını tercih edin.
Şu anda yürüdüğümüz alan 2000 yıl önce böyle olmamalı…
Burası bir kutsal alanın çıkışıdır. Yani günümüzdeki hac merkezleri ile kıyaslayabiliriz. Mutlaka yukarıya çıkmadan belirli aralıklar ile dikilmiş olan yazıtlarda ziyaretçileri bilgilendiren veya uyaran ifadeler geçiyordur.
Diğer kült merkezlerinde olduğu gibi burada da kutsal alana girişte saygısızca veya onur kırıcı tavırlardan kaçınma ile ilgili, tanrıların sevgilerini kazanmak, hiddetlerinden uzak durmakla ilgili uyarılar yer alıyordur.
Yaklaşık 20-30 dakikalık bir tırmanma sonunda tümülüsün bulunduğu alana varıyoruz. Batı yolunu kullansak da doğu yolunu kullansak da ziyaretimize doğu terasından başlayalım.
Tümülüs yaklaşık 150 metrelik bir çapı var. Bulunulan zeminden yukarı doğru da yaklaşık 50 metre yüksekliği var.
Burada iki tür taş malzeme görürüz. 1. Bulunulan yerden ve çevresinden çıkarılan kireç taşları. 2. Uzaktan, genellikle nehir yatakları yanından getirilen kum taşları.
Kireç taşı kalıntılar günümüze kadar daha iyi gelebilmişler. Kum taşı dikitler ve diğer yapı malzemeleri ise maalesef deforme olabilen yapısı nedeni ile günümüze kadar erimişler, büyük oranda görünüşleri ve biçimleri değişmiş.
Kireç taşından oluşan küçük taş parçaları ve parçacıkları mezar odasının bulunduğu kaya üzerine yığılarak yükseltilmiştir.
Tümülüsün bulunduğu alan hafif meyilli olduğu için yükseklik doğu tarafında yaklaşık 40 metre civarındadır, batı tarafında ise yaklaşık 50 metre civarındadır.
Buradaki kült yazıtlarından anlaşıldığına göre 1. Antiochos’un mezarı bu tümülüsün altındadır. Define arayıcıları tümülüste hazine ararken çakıl taşlarının çoğunun aşağıya kaymasına neden olurlar. Bu da yazıtların üzerini kapatır. Böylece yazıtlar yüzyıllar boyu doğal aşınmaya ve deforme olmaya karşı korunmuş olur. Yani define arayıcıları bilmeden hayırlı bir iş yapmışlar.
Roma askerlerinin Cendere köprüsü inşaatı sırasında Karakuş tümülüsünü yardıkları mezar odasını ve mezar hazinelerini tamamen tahrip ettiklerini biliyoruz. Ama burada olay öyle değil. Tümülüsün büyük oluşu ve çakıl taşlarından oluşması mezar odasına inişi engellemiş. Ne define arayıcıları, ne de arkeologlar mezar odasına ulaşamamışlardır.
Arkeologlar bunu gelecek nesillere bırakmış olmalılar. Belki ileride orijinale zarar vermeden mezar odasına ulaşabilme teknikleri ortaya çıkacaktır ve mezara ulaşılacaktır. Mezarın altta olduğu biliniyor, ama bilimsel tahribata sebep olmamak için mezar odasına şimdiye kadar girilmemiş. Gelecek dönemlerin arkeologlarını Nemrut Dağı tümülüsünde pek çok gizemli buluntular bekliyor… Bu da Nemrut dağının gizemini sürdürmesini sağlıyor…
Antiochos Kutsal Alanı
1. Antiochos’un Hierothesionu yani Kutsal Alanı ve Mezarı, tümülüsün etrafında kümelenmiş üç terastan oluşur. Doğu, batı ve kuzey terasları. Bunlardan ikisi (doğu ve batı terasları) devasa birer “açık hava tapınağı” olarak düzenlenmiştir.
Antiochos’un mezarı Kommagene ülkesinin en yüksek yerinde ana kayaya oyularak yapılmıştır. Kutsal alanının muhteşem görünmesi ve etki bırakması için mezarın üzerine çakıllar ile bir tümülüs oluşturulmuş ve etrafı taşlarla, heykellerle yükseltilmiştir.
Doğu ve batı terasları devasa heykeller ile yükseltilirken kuzey terasa yaklaşık 80 metre uzunluğunda dikitler yerleştirilir.
Bu dikitler katmanlar halinde adeta üst üste yapıştırılmış taş plakalar gibi görünen yeşilimsi kum taşından yapılmıştır. Malzeme dayanıklı olmadığı için doğal aşınmalardan dolayı bu dikitler özelliklerini kaybetmişler, ön veya arka yüzlerinde olabilecek olan kabartmalar veya yazıtlar günümüze uluşmamıştır.
Kum taşlarından oluşan doğu ve batı terasındaki dikitler ise çakıl altında kaldıklarından fazla bozulmamışlardır. Doğu ve batı terasındaki kum taşı dikitler üzerinde çoğunlukla atalar kabartmaları görülür. Kuzey terastakiler hakkında maalesef (şimdilik) bir bilgi mevcut değil.
Kuzey terastaki bu yaklaşık 80 metre uzunluğunda yan yana oluşturulmuş bu dikitler muhtemelen doğu ve batı arasında geçişi sağlayan kutsal ayin yolunu süslüyordu veya sınırlıyordu.
İbadet amaçlı Antiochos kutsal alanına gelenler (biz bunları hacılar diye adlandıralım) için kuzey terasta toplanma veya tören alanı düzenlenmiş olabilir.
Doğu ve batı terasındaki heykellerin arka kısımlarında eski Grekçe harfler ile Antiochos’u yücelten, ona tanrısal özellikler atfeden yazıtlar vardır.
Bu yazıtlar ilk kez 1881 yılında Alman Mühendis Karl Sester tarafından keşfedilir ve Asurca olduğu zannedilir.
1882 yılında Alman Arkeolog Otto Puchstein bölgeye gelirler ve bilimsel bir çalışma yaparlar. Yazıtların eski Grekçe olduğunu keşfeder. Daha sonra arkeolog Otto Puchstein mühendis, mimar ve Arkeolog olan Carl Human ile bölgeye tekrar gelir. Metinler ilk kez eski Grekçeden Almancaya çevrilir. 1890 yılında da yayınlanır.
Çeviriler ile ilgili küçük bir not:
Kommagene krallığı hakkında detaylı bilgileri ortaya çıkaran yazıt 1950’li yıllarda Karl Friedrich Dörner tarafından Arsameia’da ortaya çıkartılır. O yazıt hem Arsameia’daki ve Nemrut Dağındaki kutsal alanlar, hem de Kommagene krallığı ve kralların soyları ve tapınımları hakkında bilgiler verir.
Otto Puchstein’in tercüme ettiği heykellerin arkasındaki yazıların çevirisini sunuyorum.
—–
Kral Mithradates Kallinikos ile (Seleukos kralı) zaferler kazanan, ana sevgisi ile tanınan tanrısal Antiochos’un kızı, kardeş sevgisi ile anılan tanrıça kraliçe Laodike’nin oğlu, Helenlerin ve Romalıların dostu, tanrısallığını gösteren aynı zamanda tanrı olan büyük kral Antiochos kendi gücünü/lütfunu sonsuza dek kalacak şekilde kutsanmış taht kaidelerine kazıttı (yazdırdı)
—–
Aynı paragrafı şu şekilde de çevirebiliriz:
Romalıların ve Hellenlerin dostu, kral Mithradates Kallinikos ile ana-sever ve muzaffer Kral (Seleukos kralı) Antiochos Epiphanes’in kızı olan kardeş-sever tanrıça Kraliçe Laodike’nin oğlu olan Tanrı, Adil, Epiphanes (görünür tanrı) Büyük Kral Antiochos kutsanmış taht kaideleri üzerine kendi lütfunun sözlerini, sonsuz zamanlar için silinmez harflerle kazıttı.
—–
Dindarlığın (pietas), biz insanlar için tüm varlıklar arasında sadece en güvenli mülk değil, aynı zamanda en tatlı haz olduğuna inandım. Bu anlayış, hem iktidarımın mutluluğunun hem de bu iktidarı hayırlı bir şekilde kullanmamın kaynağı oldu. Hayatım boyunca krallığımın yurttaşları önünde, dindarlığı en sadık korunağı ve eşsiz sevinci olarak gören biri olarak durdum. Bu sayede, beklenmedik büyük tehlikelerden kurtuldum, ümitsiz durumların üstesinden başarıyla geldim ve uzun yıllarla dolu hayatımı mutlulukla geçirdim.
Babamdan tahtı devraldığımda, Tanrı korkusuyla dolu inancım gereği, tahtıma bağlı olan krallığı tüm tanrıların ortak ikametgâhı ilan ettim. Soyumun mutlu kökleri olan Perslerin ve Hellenlerin eski geleneklerinin bize aktardığı şekilde, onların suretlerini her türlü yöntemle onurlandırdım; eskiden beri süregelen adetlere ve insanların ortak töresine uygun olarak kurbanlar ve bayram törenleriyle onları yücelttim. Ayrıca adaletli yaklaşımımla bunlara layık yeni onurlandırmalar da ekledim.
Zamanın aşındırmasına direnen bu kutsal alanın temellerini, göksel tahtların yakınına yapmaya karar verdiğimde -ki böylece yaşlılığa kadar sağlıkla korunmuş bedenimin dış örtüsü (cesedi), tanrı sevincine mazhar ruhum Zeus Oromasdes’in göksel tahtlarına yükseldikten sonra burada sonsuza dek huzur içinde dinlensin- bu kutsal mekanı tüm tanrıların ortak tahtı ilan etmeyi de kendime görev bildim.
Böylece benim özenim sayesinde sadece burada karşında duran atalarımın kahramanlar topluluğu kurulmuş olmayacak; aynı zamanda bu kutsal tepede yükselen ve kendilerini lütufla gösteren tanrıların ilahi suretleri de, tanrılara karşı gösterdiğim dindarlığın bir şahidi olarak bu ıssız olmayan mekana sahip çıkacaktır.
Gördüğün gibi, tanrılara gerçekten layık olan heykelleri inşa ettim: Zeus Oromasdes’in, Apollon Mithras Helios Hermes’in, Artagnes Herakles Ares’in ve vatanım olan Kommagene’nin, her şeyi besleyen tanrıçasının heykellerini yaptırdım.
Onlarla aynı taşa işlenmiş ve aynı taht üzerinde, duaları işiten tanrıların yanına kendi suretimi de yerleştirdim. Böylece ulu tanrıların kadim onurunu, benim genç kaderimin çağdaş yoldaşı kıldım. Krallık mücadelelerimde bana sık sık lütuf ve yardımlarıyla tecelli eden onların yorulmak bilmez himayelerini tam bir adaletle taklit ettim. (Burada halkına karşı adaletli merhamet ve koruma duygusundan bahsediliyor)
Çeşitli kurban törenlerinin düzenlenmesi için yeterli toprakları ve dokunulmaz gelirlerini ayırdım; tüm zamanlar için kurban hizmetini belirledim ve seçkin rahipler tayin ettim; onları Pers usulü giysilerle donattım, kutlama düzenini ve bütün dini ayinleri, hem kendi makamıma hem de tanrıların yüceliğine uygun şekilde tesis ettim.
Kurban hizmetinin sonsuza dek sürmesi için, geleneksel hukukun gerektirdiği kurbanların yanı sıra, krallığın tüm sakinleri tarafından tanrıların onuruna ve bizim şerefimize yeni festivallerin kutlanmasını kararlaştırdım. Bu şekilde bedenimin doğum günü olan Audnaios ayının 16’sını ve taç giydiğim gün olan Loos ayının 10’unu (krallığım için mutluluk ve refah kaynağı olan yüce tanrıların tecellisi olarak) kutsal kıldım. Kurbanların daha zengin, şölenlerin daha görkemli olması için ayrıca her biri yılda bir kez kutlanacak iki gün daha belirledim. Krallığın halkını ise toplantılar ve bayram kutlamaları için köy ve şehirlere göre ayırdım; törenlerin, herkesin kendi komşuluğunda en kolay ulaşabileceği en yakın kült merkezlerinde yapılmasını emrettim. Ayrıca geri kalan zamanlarda, söz konusu günlere tekabül eden tarihlerde rahipler tarafından kutlamalar yapılmasını belirledim: Her ayın 16’sı doğum günümün kutlanması ve her ayın 10’u taç giyme günü olarak kutlanmasını belirledim.
Onurumuzu korumayı ve kendi mutluluklarını ümit etmeyi dindarlık sayan akıllı adamlar için bu düzenlemelerin ebediyen kalması adına, tanrıların iradesiyle kutsal bir yasa (Nomos) vakfettim ve bunu dokunulmaz dikili taşlar üzerine kazıttım. Bu ülkede sonsuza dek bayrağı devralacak tüm nesiller için bu yasayı dokunulmaz kılmak kutsal bir görevdir. Biliniz ki; kraliyetin tanrılaşmış atalarının ağır intikamı, ihmalkarlığı ve saygısızlığı aynı şekilde cezalandırır ve tanrı tanımazlığın peşini bırakmaz. Kutsanmış atalar için konulan yasa çiğnendiğinde, bu durum kefareti olmayan cezalar doğurur. Çünkü her türlü dindar eylem kolay bir iştir, ancak tanrı tanımazlık kaçınılmaz olarak ağır bir sefalete yol açar. Bu yasayı benim sesim duyurdu, ancak ona geçerliliğini tanrıların ruhu verdi.” (Yani tanrıların ruhunun istediğini ben size aktardım demek istiyor)
Kutsal Yasa
Torosların geçit vermez zirvelerinde, bedenimin kutsal dinlenme yerinde kurduğum bu tanrılar ve tanrılaşmış atalar için görevlendirdiğim rahip – ve ileride bu görevi devralacak olan tüm halefleri- diğer bütün işlerden muaf tutulacak; hiçbir engel veya mazeret göstermeksizin bu kutsal mezarda görevini yerine getirecektir. Bu rahip, kutsal heykellerin bakımı ve onlara yakışır şekilde süslenmesinden sorumlu olacaktır. Hem aylık hem de yıllık olarak sonsuza dek kutlanmasını emrettiğim, tanrıların ve şahsımın tecelli günlerinde; rahiplerin benim lütfumla ve soyumuzun ata yadigarı kuralıyla giydiği Pers giysilerini kuşanacak, tanrılara olan dindarca bağlılığımızın bir nişanesi olarak herkesi kutsanmış altın çelenklerle taçlandıracaktır.
Tanrılaşmış soyumuzun kutsal onuruna tahsis ettiğim köylerden gelen gelirlerle; sunaklarda bolca tütsü ve aromatik bitkiler sunacak, bizim ve tanrıların şerefine görkemli kurban törenlerini layığıyla icra edecektir. Kutsal alanın masalarını uygun yemeklerle donatacak, şarap testilerini suyla karıştırılmış bol içkiyle dolduracaktır. Oraya gelen yerli halkı ve yabancıları büyük bir nezaketle ağırlayacak, toplanan cemaat için herkesin ortaklaşa keyif alacağı bir şölen hazırlayacaktır. Rahip, gelenek olduğu üzere kendi payını ayırdıktan sonra, geri kalan lütfumu serbestçe halka dağıtacaktır; öyle ki, bu kutsal günlerde herkes yeterince beslensin ve hiçbir denetim altında kalmadan, dilediği yerde yiyip içerek bayramın tadını çıkarsın. Benim vakfettiğim kadehlerle, kutsal alandaki bu ortak toplantı sürdüğü müddetçe onlara hizmet edilecektir. Bu amaçla görevlendirdiğim tüm müzisyenler ve sonradan bu göreve gelecek olanlar, onların oğulları, kızları ve bu sanatı öğrenen tüm torunları; diğer her türlü meşguliyetten muaf tutulacak ve benim belirlediğim bu toplantılarda, katılımcılar arzu ettiği sürece görevlerini ve yükümlülüklerini yerine getireceklerdir. İster kral ister hüküm sahibi, ister rahip veya yönetici olsun; hiç kimsenin tanrıların iradesiyle tanrılar ve kendi onurum için adadığım bu kutsal tapınak hizmetlilerini, onların çocuklarını ve soylarını köleleştirmesine, satmasına, onlara zarar vermesine veya hizmetlerini engellemesine izin verilmemiştir. Bilakis, rahipler onlara sahip çıkmalı; krallar, yöneticiler ve tüm sivil halk onlara yardım etmelidir. Bunun karşılığında tanrılar ve tanrılaşmış atalar, onlara dindarlıklarının ödülünü verecektir. Aynı şekilde, bu tanrılara adadığım köyleri hiç kimse mülkiyetine geçiremez, satamaz veya başka bir amaçla kullanamaz. Tanrıların dokunulmaz mülkü olarak vakfettiğim bu köylere veya gelirlerine hiçbir şekilde zarar verilemez. Emrettiğim kurban törenlerini ve bayram toplantılarını onurumu zedeleyecek şekilde aşağılamaya, engellemeye veya iptal etmeye çalışan hiç kimse cezasız kalmayacaktır. Bu düzenlemenin kutsal geçerliliğini veya ölümsüzlerin kararıyla onaylanmış tanrılaşmış ataların şerefini sarsmaya, bozmaya veya anlamını çarpıtmaya cüret eden kim olursa olsun; sadece kendisi değil, tüm soyu, tam bir kefaret ödenene kadar tanrılaşmış ataların ve tüm tanrıların uzlaşmaz öfkesiyle karşı karşıya kalacaktır.
Tanrılara ve atalara gösterilmesi gereken dindarlığın bir örneğini, diğer pek çok şeyde olduğu gibi burada da çocuklarımın ve torunlarımın gözleri önüne serdim. İnanıyorum ki onlar, soyumuzun atalarından gelen onurunu daima artırarak bu güzel örneği takip edecek ve tıpkı benim gibi, ömürlerinin zirvesindeyken soyumuzun şanına çok şey katacaklardır. Böyle davrananlar için, Pers, Makedon ve ana vatanımız Kommagene’nin tüm ata tanrılarının onlara daima lütuf ve inayetle yaklaşması için dua ediyorum. Zaman içinde kral veya hükümdar olarak bu tahtı devralacak olan kimse, bu yasayı ve bizim onurlandırma biçimimizi korursa, benim duam aracılığıyla tüm tanrılaşmış ataların ve tanrıların lütfuna mazhar olsun; ancak her kim bu yasaya karşı gelerek tanrıları onurlandırmaktan kaçınırsa, ben ayrıca lanet etmesem bile, tanrıların elinden gelen her türlü felaket onun üzerine olsun.
—————
Bu kutsal alan ile Kral Antiochos Yunan ve Pers tanrılarını tek bir ilahi güç olarak birleştirir.
Mükemmel anıtsal yapı ile her şeyin üzerinde yüce ilahi bir kökenin olduğunu vurgulamaya çalışır.
Kutsal alanın her zaman işlevselliğini ve kutsallığını sürdürmesi için rahipler ve hizmetliler görevlendirir. Ayrıca kutsal alanın personel ve bakım giderleri için belirli araziler vakfedilir.
Kutsal alana ziyarete ve ibadete gelenler sadece korkulan bir tanrı ile değil, paylaşımı seven bir tanrı ile buluşturulur. İbadete gelenlere yemekler verilir, keyifli şölenler sunulur.
Yıllık iki büyük bayram ve her ay ikişer kutsal gün belirlenir ve kurallaştırılır.
Yıllık olan iki bayrama tüm halkın katılması teşvik edilir. Katılanlar hacı olurlar. Gelenlere pek çok manevi lütuflarda bulunulacağı belirtilir. Aylık olan iki ibadet günü ise mutlaka kutsal alandaki rahipler tarafından yapılır. Halk katılmak zorunda değil, isterlerse katılırlar. Kutsal alanda devamlı kalabalık bir tapınma hizmetleri grubu vardır. Bunlar, rahiplerden, müzisyenlerden ve hayatlarını temizlik, yemek yapma, etrafı düzenleme gibi tapınak hizmetlerine adamış gönüllü hizmetkarlardan oluşur. Pek çoğu kölelikten tapınak hizmetine geçen kişilerdir. Artık onlara köle gibi işler verilmez, tapınaktaki kutsal görevleri icra ederler.
————–
Yıllık kutlamaların ilki Antiochos’un doğum günü olan Audnaios ayının 16. günüdür. Audnaios ayı yaklaşık Aralık ortası ile Ocak ortası arası zamana tekabül eder.
Yıllık kutlamaların ikincisi Antiochos’un taç giydiği, kral olduğu gün olan Loos ayının 10. günü yapılır. Loos ayı Haziran ayının ortası ile Temmuz ayının ortası arasındaki zamana tekabül eder.
Not: (Kommagene krallığından eski Makedon takvimi kullanır.)
Aylık kutlamalar her ayın onuncu gününde ve on altıncı gününde gerçekleşirdi. Aylık kutlamaları rahipler ve kutsal alan hizmetlileri düzenlerdi.
Yaklaşık 500 m²lik bir alana sahip olan Doğu Terasında kireç taşları ile sağlam bir platform yapılmış. Bu platform üzerine 7 metre yüksekliğinde kireç taşından 5 tane taht yerleştirilmiş.
Tahtlar üzerinde ise tanrıların bugün bile ihtişamını koruyan heykelleri oturtulmuş.
Bugün heykellerin sadece vücut kısımlarını görüyoruz. Baş kısımları 2000 yıldan fazla zamandır oluşan doğal aşınmalar sonucunda aşağı kısma düşmüşler.
Aşağıdaki başların da heykellerin üzerine yerleştirildiğini düşünecek olursak heykellerin yüksekliği 8-10 metre arasında idi. Orta yerde duran baş tanrı Zeus Oromasdes’in heykeli diğerlerine göre daha yüksek konumda idi.
Bu beş devasa heykelin sağında ve solunda da kraliyetin kuvvetini, çevikliğini, ileri görüşlülüğünü simgeleyen aslan ve kartal heykelleri vardı.
Heykelleri kısaca görelim. 
Doğu terasındaki güney ‘den kuzeye doğru, yani heykellere yüzümüzü dönünce soldan sağa doğru sayalım.
Aslan Heykeli: Kuvveti, kudreti, hakimiyeti temsil eder. Hem sağ tarafta hem de sol tarafta var.
Kartal Heykeli: Gücü, kuvveti, ileri görüşlülüğü temsil eder. Bilindiği gibi Kartal kanatlılar arasında en güçlüdür, atiktir, çok uzakları gören bir hayvandır. Hem sağ hem de sol tarafta var.
Antiochos: Buradaki Antiochos heykeli daha çok tahrip olmuş. Batı Terasında Antiochos heykeli daha iyi durumda. Tanrısallaştığı için tanrılar iye yan yana taht üzerinde oturur. Elleri dizleri üzerindedir.
Kommagene: Kommagene ülkesine bereket sunar. Her şeyi besler. Ülkenin kaderini de belirler. Kucağında çiçekler ve meyveler tudar. Sol kolunda bereket boynuzu vardır. Başında meyveler, özellikle nar ve üzüm kabartmaları vardır.
Zeus-Oromasdes: Tam orta yerdedir. Helenistik dönemin en büyük tanrısıdır. Zerdüştlerdeki Ahura Mazda ile Helenlerdeki Zeus birleşmiş ve Zeus – Oromasdes adını almıştır.
Apollon-Mithras-Helios-Hermes: Biraz sentez bir tanrı olarak görürüz. Ana figür olarak Işığı, aydınlığı temsil eden Apollon ve Mithras betimlenir. Helios ile güneşi, Hermes ile bilgeliği temsil ederek çok yönlü bir tanrı olarak betimlenir.
Artagnes-Herakles-Ares: Kurtarıcı kahraman Herakles ile savaş tanrısı Ares Pers Artagnes ile birleştirilerek sentez bir tanrı ortaya çıkar. Tahtında elinde gürzü ile oturur.
Sol taraftaki Aslan ve Kartal heykelleri simetrik olarak sağ tarafta da görülür.
Alanın etrafında bugün günümüze çak azı ulaşabilmiş kum taşından yapılma yunan ve Pers ataların heykelleri vardır.
Doğu Terasında bulunan basamaklı sunak, buranın ana ibadet yeri olduğunu gösterir.
Törenler muhtemelen sabahın erken saatlerinde Tanrı heykellerinin ve ata kabartmalarının önünde tütsülerin yandığı, aromatik kokuların yayıldığı mistik bir ortamda bir kurbanla başlıyordu.
——
Doğu terasından batı terasına geçiş kuzey teras üzerinden gerçekleşir.
Burada da doğu terasındaki gibi tahtlar üzerine oturmuş tanrı heykelleri vardır. Heykeller direkt karşıya değil güneya doğru, yani gün ışığına bakarlar.
Buradaki Tanrı tahtları doğu terasındakiler kadar yüksek değiller. Sadece 2 metre yüksekte yapıldıkları için ziyaretçilere daha yakın dururlar.
Tanrı tahtlarının sol tarafında Dexios (tokalaşma, selamlaşma) kabartmaları ve aslanlı horoskop kabartması bulunuyordu.
Aslanlı horoskop dikiti 1.75 metre yüksekliğindedir. Üzerinde yıldızlar taşıyan bir aslan betimlenir. Dikit bugün yerinde değil. Korumaya alınmıştır.
Aslanın boynunda bir hilal ve hemen üzerinde parlak bir yıldız vardır.
Üst kısımda üç gezegen yıldızı tanımlanmıştır: Zeus (Jüpiter), Apollon (Merkür) ve Herakles (Mars).
M.Ö. 7. ayın 7’sini işaret eden bu göksel dizilim, kralın tanrılaştığı anı belgeler. Antiochos, tanrıların gezegenlerinin kendi yıldızına (Regulus) yaklaşmasını bir selam ve kutsama olarak yorumlamıştır.
Batı terasının güney tarafında baba tarafından Pers ataların tasvirlerinin yer aldığı kabartmalı dikitler vardı. Batı terasının batı kısmında ise anne tarafından helen/yunan ataların kabartmalarının olduğu dikitler vardı.
Tanrı heykellerinin tam karşı kısmında da bir sunak vardı.
Nemrut Dağındaki bu kutsal alan Batı ve Doğu inançlarını birleştirme çabasının ilk örneğidir. Antiochos’un mirası bugün bile ziyaretçileri halen büyülemektedir.

























